Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Ruyalarin Gelecekle Bir Ilgisi Yoktur

Merdivenleri can havliyle çıkarken sana koştuğumu biliyordun değil mi? Parkeler yeni cilalanmış gibi kokuyordu yine. Deri koltuklarla duvardaki raflara dizilmiş kitaplar çok ince bir toz tabakasıyla kaplıydı. Perdesiz geniş camlar silineli nereden bakarsan bak bir hafta olmamıştı. Pencerelerden gözüken kar, beyaz ve kocaman bir gerdanlık gibi dünyanın yakasına yapışmıştı, evse radyatörlerden yayılan ruhsuz bir sıcaklıkla dalgalanıyordu. En üst kata geldim en sonunda, masanın başında… Yok, hayır orada kimse oturmuyordu, bilemedin ama üzerinde altın rengi gövdeli, yeşil camlı dedektif lambalarından vardı. Şöminenin üstündeki duvarı boydan boya kaplayan, Van Gogh’un The Pont du Varrousel and The Louvre reprodüksiyonunda, nehrin kenarına yanaşmış bir bota binmek üzere olan kadınla konuşmakta olan dedem dönüp bana göz kırptı. Bu sırada fark ettim ki-zor olmadı pek zira odanın orta yerinde duruyordu-, çatıya açılan merdiven açık bırakılmıştı. Merak ettim. Gövdem yukarıda kalıncaya kadar tırmandım ve seni gördüm. Tanrım ne şirin bir yaratıksın, minicik bir karınca. Bu arada söylemeyi unuttum, gelirken yolda bir çubuk bulmuş, sana göstermek için alıp cebime atmıştım. Bir de gelirken salıncak gördüm bir tane, o da karla kaplıydı. Salıncak olduğunu da güç bela anlayabildim çünkü üstüne yığılan kardan dolayı kısmen parçalanmıştı. Neyse canım bak; çatıya çıktım dedim ya, karın yüksekliği orada taa dizime kadar ulaşıyordu, ama sadece çatının üstünde! Dünyanın geri kalanıysa günlük güneşlik bir fonun ağırlık merkezine konuşlanmış coca cola brandalı bir çay bahçesinde ice tea içerek okey oynayan bir grup yeniyetme kadar tasasızdı. Altın rengi kumlar, türkuaz deniz, berrak bir gökyüzü… Bora Bora adasını bilir misin? Ta kendisi, ufukta Foucault Sarkacı gibi salın salın salınmaktaydı. Çubukla seni dürtükledim biraz, hemen attın kendini ucundaki delikten içeri. Dışarı çıkarken başparmak büyüklüğünde, siyah, semiz bir akrebe dönüştün. Akreplerin gözleri olur mu en ufak bir fikrim bile yok fakat iki minik siyah gözü andıran zeytinlerinle bana bakıp kafanı salladın, buna eminim. Sonra tıngır mıngır yürüdün akarların oraya ve kendini karlı çatının köşesinden mavi krema kaplı sulara bıraktın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder