Çarşamba, Kasım 24, 2010

Baska Hayatlar

Bugun guzel bir sey oldu. Aslinda bugun guzel pek cok sey oldu ama ben sadece birini yazmak icin kendime soz verdim.

Bugun bir kedi gordum. Koyu sari, buyukce bir kediydi. Islanmisti ama tam anlamiyla islanmadan otobus duraginin altina siginmayi becerebilmisti. Biraz usuyor olabilirdi ama hayvanlarin usudugunden asla emin olamadigim icin ben tahmin yurutemedim. Acik kahverengi gozleri vardi, suratinda ufak bir iki tane koyu kahverengi leke vardi. Guzel bir kediydi, ama sirin degildi.

Ona baktim ve bir kedi oldugumu dusundum. Bazilari acaip sesler cikararak bana yaklasir, birtakim yerlerime dokunurdu. Bazilari da tekme atar canimi yakardi. Bir kismi karnimi pek de hosuma gitmeyen yemeklerle doldurmaya calisirdi, boyleleri ortada olmadiginda -ki genelde olmazlardi- onlarin atiklarini biraktigi buyuk leziz kokulu bir kara delikten saglardim besinlerimi. Bu "insanlar" ne garip yaratiklar, cesit cesitler dedim. Bir kediyse hep aynidir, dis gorunusu disinda pek degismez huylari, bir kismi yabani olur digerleri sokulgan. Ne istedigi, neleri sevdigi bellidir. Bir tanesi siddet yanlisiyken bir digeri anlamsiz bir sevgi yumagi degildir. Bazilari sanslidir sadece, bugun gordugum kedi gibi islanmak ve bir yerlere siginmak zorunda kalmaz.

Kedileri sevmem, ya da soyle de diyebilirim, kedileri diger canlilardan daha fazla sevmem. Bugunku kedi bana koyu kumral sacli, kahverengi gozlu, orta yasli bir adami hatirlatti. Diyelim ki ruhumuz ve onun devir daimi var, baska formlara burunme olasiligi da var dedim, bu kedi onceki hayatinda kahverengi sacli, uzun boylu ve hafif toplu bir adammis. Guzel bakislari yoktu kedinin, biraz saskin gibiydi. Bu vucutta ne yapiyorum ki ben der gibiydi. Eski hayatinin kirintilarini ariyordu, yerde degil koltukta oturmasi da bundandi sanirim. Ben bunlari dusunurken o yanima geldi ve bana bakti. Dimdik oturdu, kuyrugunu etrafina sardi ve basini bana dogru egdi. Yuzunu inceledim bir sure, gozlerini gozlerime sadece 2 saniye dikti, daha fazla degil. Sanirim dusuncelerimi duydu dedim, sanirim duydu ve onun icini gorebildigim icin bana kendini yakin hissetti.

O sirada bir otobus geldi onumde durdu, icinden bir kiz gidene kadar birkac dakika boyunca beni izledi gulumseyerek. Cok guzeldin gulumseyen kiz. Bakislarimiz birlesince ben de gulumsemeye calistim ama utangacligim yuzunden hemen yuzumu ceviriyorum boyle durumlarda ve sonra fark ediyorum ki dudaklarim buzulmus, yuzum gerilmis ben gulumsedigimi sanirken. Ama aslinda ben de sana gulumsedim guzel kiz. Bunu bil.

Birkac orta yasli kadin geldi sonra, kedi sizin mi; ne kadar guzel duruyorsunuz, tablo gibisiniz dediler. Iclerinden biri telefonun varsa fotografinizi cekeyim dedi, cekti de. Cok guzel ciktik. Kedi kameraya bakmadi ama, ellerime bakti uzun uzun. Sonra kalkarken gidisindan makas aldim ve gorusuruz dedim.

Dunya uzerinde koklu degisimlere neden olabilecegimi dusunmuyorum. Ama bazen, canlilar arasinda, yeterince konsantre olunursa guzel bir bag olusabilecegine inaniyorum. Portobello Cadisi (Paulo Coelho) okudugum vasat kitaplardan biriydi, fakat orada bundan bahsediliyordu. Ve her gun, kendimi yeterince iyi hissediyorsam bunu deniyorum, her seferinde ise yariyor. Birine bakarken, ona gercekten bakmaktan bahsediyorum. Ornegin size yardimci olan kasiyerin isim kartina bakin ve ona ismiyle seslenin, ya da garsonunuzun. Bir dukkandan cikarken ya da yolda gordgunuz arkadasiniza laf olsun diye degil de gercekten guzel bir gun dileyin ve nasilsin, cok iyi gozukuyorsun diyin, gozlerine bakin ya da ne oldu, cok ciddi bir sorun yok ya deyin kotu gozukuyorsa, ona moral verin. Atmosfer aninda degisiyor, renkler canlaniyor sanki. Size yol veren insana gercekten icten tesekkur edin ve gulumseyin. Ya da agir posetler tasiyan birine yardim edin, yardimi hic de beklemedikleri bir anda. Oyle minnettar oluyorlar ki. Ben kendimi onlarin yerine koyuyorum bu durumda, kimse yuzume bakmazken ve ben sikici islerimle ugrasirken bir anda bana biri adimla sesleniyor, tesekkur ediyor, gozlerime bakiyor. Biri benim o anda orada oldugumu fark ediyor, yaptigim isle ya da ona ne ifade ettigimle degil de gercek bir insan olarak. Ben de mutlu olurdum.

Iste boyle. Kedi, onun yanina oturdugumda onunla ilgili kimsenin gormedigi, bilmedigi bir sirra tesadufen nail oldugumu anladigi icin bana yakin durarak sevgisini ve minnetini gosterdi gibi dusunuyorum. Boyle olmasa bile, boyle dusunmek biraz olsun anlamli hissettiriyor.

Pazar, Kasım 21, 2010

Bundan Sonra Ancak Kirlenebilirim

Ben degisime inaniyorum. Degismek istiyorum. Daha guzel yarinlara ve bastan sona mutlu bir hayata inanmadigim kadar buna inaniyorum hem de. Insanlar degisemez, yedisinde neyse yetmisinde de odur derler ya. Ben degistim, ve mumkunse yetmisimde bambaska bir insan olmayi seciyorum.

Hani insanlar degisir ya, hamurunda degisim olanlar yapabilir aslinda bunu ancak, degismekten korkmayanlar ya da ne bileyim, gozleri acik olanlar, daha genis bir pencereden dunyaya bakanlar. Mesela benim annem, elli senesini hayat hakkinda pek kafa yormayarak gecirmis. Guvenli dunyasindan cikip 'dunya evi'ne adim attiginda hicbir sey degismeyecek sanmis, kocasi babasi olacak, onu ne olursa olsun sevecek sanmis. Oyle olmamis elbet, annem degismesi gerektigini gorememis, dunyasinin degistigini anlayamamis. Sonra beni dogurmus, iyi ki de dogurmus mu orasini bilemem. Benimle ne kadar gururlansa da ona yapamadiklarini gosteren bir kaynak oldum coklukla. Mesela hayatinda hic gezip tozmamis annem, hep ayni yerlere gidip, hep ayni parfumu kullanmis, hep ayni espirilere gulmus. Gittigim gordugum yerlere, yasadiklarima hayranlikla karisik bir kiskanclik besledigini gorebiliyorum. Ben her seyi erteledim, hic kendimi dusunmedim diyor. Oysa ki onun dunyasi boyle genis degilmis ki. Keske bunu anlasa da gozlerindeki o kaybetmis, saskin goruntu gitse yerini huzura biraksa.

Sonra babam, babam beni hicbir zaman sevemedi. Bazilarina gore babam cok iyi bir insan, iyidir de belki bilemem. Ama kendi babasini 10 yasindayken kaybetmesi onda ciddi bir hasar birakmis. Ne babalik yapmayi bilebildi ne kocalik annemin deyimiyle. Ben bilemem bunlari. Ben dogdugumda kiz oldugum icin hayal kirikligina ugradigini, cekecegi zorluklari dusundugumden uzuluyorum dedigini biliyorum. Ya da ben bana alti yasinda karanliktan korktugum icin annemle uyumak istedigimde bana tokat attigini biliyorum mesela. Karanlikta o film izlerken kablolara takilip dustum diye at gibisin kizim diye kizdigini hatirliyorum. Bana orospu deyisini, benden bir bok olmayacagini bana sik sik hatirlattigini biliyorum. Iyi bir adam diyenler bunlari duysa olur oyle yapar baba kizina derler, baba sevgisini gostermez, babalar kizlarini kiskanir derler. Belki de oyledir. Ben bir babanin kizini nasil sevdigini anlayamadim, benimki bende sevecek bir sey bulamadi belki. Haksiz sayilmaz; ben de o olsam, beni sevmeyebilirdim. Sonra bana bir kere beni sevdigini soyledi, sesi titredi. Sanki, seni sevmek isterdim ama olmuyor be kizim der gibiydi. Anliyorum baba dedim, biliyorum dedim. Onu suclamiyorum. Agzina yapismis bir cumlesi vardir; benim babam olsaydi ben bugun oldugum insan olamazdim cunku beni kisitlardi, bu yuzden ben de kizimi kisitlamiyorum. Ama iste oyle degil, babam bugun yasayamadiklarimin ve asla geri donmeyecek gunlerin benden sonraki ilk sorumlusudur. Buna kendisi inaniyor mu bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. Bazen ben oldugumu, Asli oldugumu unutuyorum ve bir evlat, bir abla, bir ogrenci olarak bakiyorum kendime. Hep oyle cok eksigim var ki, oyle buyuk, geri dondurulemez hatalar yapmisim ki, kendimden nefret ediyorum, Bu kadar da acizlik olmaz ki diyorum. Butun olmak istemedigim seyleri bir bir kendimde goruyorum. Ama sonra Asli olmak geri geliyor, baskalarina olan yerine getirilmemis sorumluluklarin altinda ezilmekten vazgec ve bugunku sorumluluklarina, kendine ve hayatina karsi olanlara yogunlas diyorum. Cogunlukla ise yaramiyor, ama olsun.

Hepimiz ayni boktan hayatlarin icine sikismis yasayip gidiyoruz. Genc oldugumuz surece biraz umut var, yaslilikla beraber o da gidiyor. Yapmak istedigim cok sey var. Ama neden? Bunlari neden yapmak istiyorum? Yaslandigimda cok cooldum ben sunu bunu yaptim demek icin mi? Hic beklemedigim bir anda olup gidersem arkamdan bu kizcagiz da sunu bunu yapti, cok cooldu, cok tatliydi, olmeseydi iyiydi falan diye anlatsinlar diye mi? Yoksa sadece canli oldugum icin mi? Cunku hayatta olmak istemek arzu etmek demek oldugu icin mi Blanche'in dedigi gibi? [biraz Tenessee Williams bulasti buraya]

On yedi yasinda asik oldum ben. Londra'da yasiyordu o, ve ben muhtemelen onun icin bir yazlik eglenceydim. Ilk kez hayatimda birini sevdim o zaman, ilk kez. Bir baskasini oyle sevebilir miyim bilmiyorum. Cokluk azlik, ah o cok baskaydi degil. Bir daha ben o ben olamam, ondan. Neden oyle sevdim onu da bilmiyorum. Hic bitmeyecek sandim heralde. Filmlerde gorduklerim, kitaplarda okuduklarim yalan degilmis dedim kendi kendime. Gozyaslarimi open, beni sevdigini, bana asik oldugunu soyleyen biri oldu diye olumsuzum sandim, artik beni kimse yenemez sandim. Butun sarkilar anlamliydi, ah bugune kadar askla ilgili soylenmis her sey oyle dogruydu ki. Ben de yasiyordum iste, renkler daha canliydi sanki, her sey daha tatliydi. Hem de hicbir sey yasadiklarimi tarif etmeye yetmiyordu. Iste bunlari dusunuyordum Londra'nin orta yerinde bir parkta cimlere sirtustu uzanmis yaz rengi gokyuzunu izlerken. Kulaklarimda Coldplay caliyordu, diskmandeki CDden geliyordu ses. Biraz cizirdiyordu. Iste o cimlerde tek basima yatarken annemi de babami da Tanri'yi da affettim benim yanimda olmadiklari icin, mukemmel olmadiklari icin ve beni sevmedikleri icin. Dunyanin bana sundugu tum guzelliklere sukrettim. Bogazimdaki dugum kalkip gidiverdi. Ne gecmis vardi, ne gelecek vardi. O an, upuzun bir omurdu, benim omrum o gun baslamisti ve hic bitmeyecekti, sonu yoktu. Mutlulukla ve askla doluydu. Sanirim o anda olsem, olmeden once sunlari soylerdim: Bundan daha mutlu olmam mumkun degil, bundan sonra ancak kirlenebilirim ve asla daha genc olamam.

Cok agladim o yilin noelini takip eden aylarda, yillarda. Kimse olmedi ya dediler bana hep, ozellikle de annem. Hayatta neler oluyor, sen neye agliyorsun dedi hep. Simdilerde anliyorum ki, kimse olmedi, olmedi ama icimdeki masumiyet, iyiye ve guzele olan inanc, ask, genclik, hepsi beraber o gun olduler. Dirilmeleri imkansiz. Oysa ki olum hayatin kendisi kadar siradandir. Ben kendi erken gelen olumume agliyordum, diger olumlerin habercisi olan ilk atisa. Hayati o gun sevdigim kadar sevmem artik mumkun degil. Artik her sey yapay geliyor. Mutluluga ufak kacamak bakislar attigim zamanlar oluyor, olmuyor dersem yalan olur. Cunku daha sonra, seneler sonra beni cok seven, beni her seye ragmen cok seven biriyle karsilasabilecek kadar sansliydim. Hatta, sanirim beni ilk kez birisi gercekten seviyor. Evet, ilk kez. Ve muhtemelen ben de ilk kez seviyorum birini. Bu sefer gozlerim kamasmis degil sonsuzluk, olumsuzluk ve bitmeyen bir ask hayaliyle. Ama bu sefer hicbir sey, gercek olamayacak kadar guzel de degil, cunku her sey gercek. Bu benim icin daha degerli. Gozlerim kor, algilarim kapali degil. Her sey, et gibi kemik gibi gercek. Ve ben, artik o gun o cimlerde yatan kiz olmadigim icin gercegi tercih ederim.

Bu yazinin bir konusu ya da anlatmak istedigi bir sey yok. Adi uzerinde, yeraltimdan notlar. Bu yazi benim geceleri yatmadan once kendimle ettigim kavgalarda aklimdan gecenleri iceriyor. Arasira aklimdan gecenleri yaziya gecirip varolduklari yeri degistirmekte, aklimdan kagida almakta yarar var diye dusunuyorum. Cunku ben aslinda hic depresif bir insan degilim, yani disaridan bakildiginda. Icimde devamli beni yiyip bitiren dusunceler de ucusmuyor, arada geliyorlar aklimda. Hepsi de bu ve benzeri konulara yogunlasip kendime duydugum yogun sevgisizlikle sonuclaniyor. Ben boyle bir insan olmak istemiyorum iste, degismek istiyorum. Degisime inaniyorum, surekliligi olan tek sey degisim ne de olsa. O yuzden iste, bunlardan kurtulmak icin yaziyorum.Umarim donup bir daha okumam da. Sen de okumazsin. Beni sonsuza kadar iyilikle hatirlasin isterim herkes.

Sonsuza kadar derken, iste; kendi sonlarimiza kadar.

Çarşamba, Kasım 17, 2010

Rilke Olumu Benim Icimde Tasiyor

Son zamanlarda olumle kafayi bozdugum acik, beni taniyan herkes de az cok farkinda bu durumun. Butun gunlerim kendimi mutlu etmeye ve bu dusuncelerden uzaklasmaya calismakla geciyor. Bazen dusunuyorum, depresyon dedikleri boyle bir sey olabilir mi diye. Sonra geciyor. Boyle depresyon mu olur canim diyorum, olmaz. Tum dusuncelerim yasami cok sevmek ve bu nedenle ondan asla ayrilmayi istememekten kaynaklaniyor.

Esasinda sanirim bu olgunun ruhuma islemesi, koluma yaptirdigim dovmeyle basladi. Yaklasik sekiz yildir Rilke'yi taniyor ve seviyordum. "Insan olumu icinde tasir, meyvenin cekirdegini tasimasi gibi" ilk okudugum andan itibaren icime hayatin anlami olarak kazinmisti ve vucudumda tasimak istedigime karar verdim, cunku dogruydu. Hayatta ne olursa olsun, basimiza ne gelirse gelsin, insanlarin tek esit oldugu nokta hepsinin; hepimizin bir gun olecek ve yok olacak olmasiydi. Boylelikle dovmemi yaptirdim. Ilk basta bu soylediklerimden daha fazlasini dusunmuyordum. Genelde, tanri, varolus, din konularindan israrla bahsetmek isteyen insanlari garip bir gulumsemeyle dinler ve soylediklerini soyle bir dusunuyormus ve katilmiyormus gibi yaparim. Gercekte onlari hakir gordugum ve inancsiz olmamla icten icten kibirlendigim bile dusunebilir. Oysa ki, dovmemi insanlara aciklarken fark ettim ki, inancsizlik bende dogustan olan bir sey ve kesinlikle cok huzunlu bir ozellik. Gercek bir lanet, gecmesi mumkun olmayan bir illet. Insanlar inanclarini sorgularken tanrinin varligi ve onun planlarina oyle yogunlasiyorlar ki cok temel noktalari gozden kaciriyorlar. Mesela, neden insana "ruh" dedigimiz sey yakisitiriliyor? Bir ruhumuz oldugunu da nereden cikardiniz? Bunu insanin kendini ve hayatini, tum varolusu anlamlandirma cabasinin beceriksiz bir sonucu oldugunu gorebilen sadece ben miyim? Ya da, bu ruhun olumsuz olmasi ve hayatimiz sona erse de devam edecegini dusunmek acikca bir olumsuzluk iddiasi, olumu reddetme degildir de nedir? Hele kendini bu kadar onemli gormek nereden cikiyor? Butun bu dusuncelerin ardindan da gelen bir safha var ki, o olumden bile daha soguk, daha kati: Olumsuz olmayi istemezdim. Yani ruhun devir daimi mesela, defalarca bir sey hatirlamadan bu hayata gelip durmayi tercih etmezdim yani secme sansim olucaksa. Bu hayat guzel, cok cok guzel, sevgi var, ask var, seks var, cikolata var, gunbatimi ve ilik meltemler var ama sadece buradakiler var, bunlardan ibaret. Neden ayni seyleri defalarca yasamak ister ki insan? Kimse istemez, kimse kendini sona ermeyecek bir dongunun icinde hapsolmus sekilde varolmaya ikna edemez ve bundan mutlu olmaz. Ya da, diyelim ki gercekten bir ruhumuz var, bugune kadar yasamis BUTUN insanlarin toplandigi bir adacik mi var, Atlantis'e mi gidiyoruz? Bildigimiz evrende bir gezegen mi var olmus ve olumu tadmis ruhlar icin? Yoksa bilmedigimiz bir baska evren mi var? Orada birbirimizle muhabbet edip tavla falan mi oynuyoruz sonsuza dek?

Bazen Six Feet Under'daki gibi gercekte olanlar duruyor ve normalde olmicak cok acayip bisi oluyor goz kapaklarimin icindeki minik ekranda. Bir anda kendimi 80 yasinda gibi hissediyorum ve genclere sonsuz bir hasetle bakiyorum. Basimdan asagi kaynar sular dokuluyor. Bugun gencim ve guzelim, onumde en az 60 sene oldugunu dusunuyorum isler ters gitmezse. Ve iste simdi bugun, yarin olebilecekmisim gibi bir anda yaslaniyorum. Dedemi gormeyi bu yuzden istemiyorum ornegin. Rilke'nin dedigi gibi icindeki olum buyuk oluyor yaslilarin. Iclerindeki olumun sesiyle konusuyorlar, hareket ediyorlar ve en onemlisi bakiyorlar. Dedemin gozlerinde olumun o soguk ve bikkin halini goruyorum. Donusu olmayan bir yol ve 90 yasinda elleri ayaklari tutmayan, kulaklari duymayan, butun gun koltugunda oturup olumu bekleyen bir adam bile yasamdan ayrilmak istemiyor, ondan korkuyor, kabuslar goruyor. Anneme, babama bakiyorum. Onlar da varolussal sancilar cekiyorlar. Babam senelerdir kendine bile itiraf edemedigi bir olum korkusuyla bogusuyor ve tahminimce sirf bu yuzden kendini inancli olmaya zorluyor. Annemse, neyse ki, kendini bir seylere inandirmak konusunda cok basarili. Bazen, yine her zamanki sikintilardan beli bukulmus, sigara icip aglarken bana donuyor ve buz gibi suratiyla: "Aslinda hayatta olumden gayrisi yalan, biliyor musun" diyor. Biliyorum diyemiyorum. Benim bildigimi, hatta 22 yasimin neredeyse tamamini bu dusunceyle iskenceye donusturdugumu bilmese daha iyi zaten. O benim yasimdayken bilmiyormus. Iyi ki bilmiyormus. Ben onun son 20 senesine tanik oldum, son 5 senesi gercekten ama gercekten cok mutsuz gecti. Her gun biraz daha yasam enerjisini kaybetti, ve simdi aglayarak boyle cumleler kuran bir insana donustu. Onun icin kahroluyorum, mutsuz olecegi icin bazen uzuluyorum bazen de olunce mutsuzlugu gececek diye kendimi avutuyorum. Sanirim butun bunlari bosu bosuna yapiyorum, ben omrumun 20 senesini gercek bir varolus sancisi icinde kivranarak gecirdim, onun en azindan 30-40 sene boyunca boyle dertleri olmamis. Hele benim yasimdayken, muhtemelen gencliginin verdigi atesle ve mutlu bir aile yasantisina sahip olmasi nedeniyle sonsuza kadar genc ve guzel kalacak ve hep sevdikleriyle beraber yasayacak saniyormus ve alabildigine mutluymus. Boyle deyip avunuyorum kisa bir sure. Sonra yine basiyor uzerime bu dusunceler, isin icinden cikamiyorum.

Diyorum ki, genclik sonsuza kadar yasayacigini sandigin surece bakidir. Ben cok erken kaybettim. Olumun golgesi gozlerime, -belki de Rilke sayesinde- kararak dustu erkenden. Her soran insana dovmemi aciklarken konunun bir baska yonunu kesfediyorum. Bogazimda devamli bir dugum. Gecen gun bir arkadasima bu kaygilarimdan bahsederken buldum kendimi bol alkollu bir masada. Soyle dedi bana: "Bence olmek cok sahane olucak. Bir kere ruyamda gordum, sesler yavas yavas boguklasiyor ve gogusumden tum vucuduma mutlak bir huzur yerlesiyordu. Nihayet bitti, nihayet bitti bu kovalamaca diye dusunuyordum." Ve ekledi, "bence olmek hic varolmamis olmakla ayni anlama geliyor ve bunda kotu bir yan yok, hayat o kadar da mukemmel degil". Icimden cikmasin diye zaptettigim tum duygulari bir bir onume serdi fark etmeden. Izin istedim, tuvalete gittim. Camdan gozuken soguk ve beyaz isikli Ankara gecesine bakarak cok guzel oldugunu ve gitmek istemedigimi dusundum ve aglamaya basladim. Ellerime, kollarima, yuzume bakiyorum sik sik. Kirisip burustuklarini ve sonra anneannemin musalla tasindaki cansiz bedenine donustugunu goruyorum.

Evet, sanirim ben deliriyorum.

Sonra diyorum ki, olum siradan bir sey. Herkesin kesinlikle yasadigi bir sey. Oyleyse yasam da siradan bir seydir cunku olumu yaratan yasamdir. Ve sonra, basladigim yere donuyorum iste. Cioran'a tamamen katiliyorum, tum acilarimin sebebi dogmus olmamdir, eger dogmus olmasaydim bu acilari cekiyor olmayacaktim. Yapmak istediklerimi yapmaliyim oncelikle, basima bir sey gelmemesi icin evrendeki tum guclere (i.e. tesaduf, sans...) yalvariyorum. Kendi adima, dogru zamanda dogru yerde olmaya calisiyorum. Kendimi sik sik anlatiyorum, analiz ediyorum. Sevdiklerime onlari sevdigimi kendimce gostermeye calisiyorum. Iyi ki bana cok iyi bakan bir iki insan var hayatimda, onlarsiz yolumu nasil bulurum gercekten bilmiyorum. Ama oyle ya da boyle, guzel bir yasam surmekten baska bir cozum goremiyorum kalbimdeki bu acaip aciyi hafifletmek icin.

Bazen de iyimser tarafim agir basiyor. "Ustelik, bu tamamen korkunc bir sey de degil ya" diyorum. Sonlu olmasi hayati guzellestiren bir sey. Bana butun hucrelerimle sevme, tadini cikarma gucu veriyor. Ertelemenin, bu hayata ve kendine karsi isleyebilecegin en buyuk gunah oldugunu anlamami sagliyor, gunlerimi doya doya ve sikayet etmeden yasama gucunu veriyor bana. Yani iste, sozde.