Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Jism

Akşamın fluluğunda koyu kırmızı, yer yer gri düşünceler uçuşuyor zihnimde. Deli gibi uykum var, yalnızım. Elimi tutan, bana bakan, beni dinleyen, beni seven, beni unutmayan, beni hayatından çıkarmayan insanların varlığından bağımsız olarak. Bardak altlıkları, yüzler, ışıklar, kediler, sakallar-bıyıklar, insanlar birbirine giriyor. Aynı yatakta yatmaya dayanamayıp kendilerini başkalarının yataklarına atan karı kocaları düşünüyorum. Kendini bulmak, kendini yaşamak kisvesi altında gerizekalılığının ve sorumsuzluğunun tadını çıkaranları. Bir cep telefonundan sıçrayıp, havada süzülen ve bir diğer cep telefonuna düşen sözcükleri hayal ediyorum. Seni özledim. Sana ihtiyacım var. Bu akşam eve gelmeyeceğim. Seni görmek istemiyorum. Seni sabaha kadar sikmek sonra göğsünde uyumak istiyorum. Seni ısırmalıyım. Sana bir sürprizim var. Lütfen ağlama. Şu an yoldayım. Sokaklar, kızlı erkekli sarhoşlar birbirine karışıyor. Kokoreç kokusu, yağmur kokusu, ıslak köpek kokusu, taksi kokusu. Sevmiyorum, bu şehirde aklımı bir türlü boşaltamamayı sevmiyorum. Ve buna bayılıyorum bir yandan. Geceleri rahatsız uykumdan uyanıp alacakaranlığı içime çekiyorum ve penceremde usanmadan öten kuşlara bir kez daha zevkle lanet ediyorum. Uyanıyorum ve hemen yazmaya başlıyorum. Uykuya yedirilmesi, olduğu yerde bırakılması ve unutulması gereken cümleleri parmaklarımdan klavyeye aktarıyorum ki büyü bozulsun. Yazıya aktarılanlar, sadece düşünüp heyecanlandığın ama asla dünyaya kusmadığın fikirler kadar değerli değildir, hiçbir zaman. Unutmamaya çalışmana rağmen silinip giden her şey eşsizdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder