Çocukluk, doğmuş olmanın sancısıyla başlayıp, anlamanın korkunç acısını yavaş yavaş öğrenmenizin ardı sıra ergenlikle boyut değiştirerek devam eden bir işkencedir. Çocukların dünyası sanıldığı gibi pembe tarçın kokulu toz bulutlarıyla kaplı değildir. Odanızdaki oyuncakları, kitaplardaki hep iyiden yana olan karakterleri gerçek dünyada arar ve bulamazsınız. Gökyüzü duvarınızın toz mavisini andırmaz, hırkanızın üzerindeki çilekler her zaman gerçek hayattakinden daha güzeldir. Sadece anne ve babanızı, apartmandaki arkadaşınızı, eve gelen bakıcıyı ve belki varsa komşunuzun büyük çocuklarını tanırsınız. Ve sadece mutlu olduklarında sizinle ilgilenirler. Bence çocukluk, şehirlerarası uzun bir gece yolculuğudur. Otoban kenarındaki benzinlikte çömelip çişinizi yaparken titremektir. Arabanın arka koltuğuna sırt üstü yattığınızda yüzünüzden geçip giden elektrik telleri ve sokak lambalarıdır. Sizi uyandırmamak için anne babanızın kısık sesle tartışması ve annenizin ağlayarak sigara içmesidir. Radyodaki cızırtılı sesiyle Sensizliğin acısını sen nereden bileceksin ki diyen İlhan İrem’dir. Yol sesidir. Bilinmezliğe son süratle yaklaşırken yanınızdan geçip giden arabanın uzayıp içinize işleyen kornasıdır. Hayatta olmanın ne demek olduğunu öğrenmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder