Çarşamba, Temmuz 21, 2010

Halic Gunlukleri

Sarı siyah, çizgili, solgun ve pamuklanmış t-shirtinin belini zar zor kapadığı yerde ucuz pantolonlara özgü fermuarlardan vardı. Kalitesiz bir kemer, yer yer zifte benzeyen siyahlıklarla lekelenmiş parlak füme dar bir kot ve sivri burunlu ayakkabılar. Kel kafası, gri-beyaz saçları ve özensizce kısaltılmış üç günlük kirli sakalı yorgun suratındaki tekinsiz ifadeyi perçinliyordu. Onun ipe sapa gelmez biri olduğunu düşünebilirdiniz kolaylıkla, yalnız başınıza ıssız bir sokakta karşılaşsanız arkanızı dönüp boğazınıza çullanan sessiz çığlıkla, can havliyle kaçacağınız biri olduğunu düşünebilirdiniz. Oysa ki bence o sadece korkunç yalnızdı. Gündüzleri Tophane’de bir nargile kafede çalışır, iş arasında bodrum kattaki ufak odada üç-beş elemanla bir araya gelip kafayı cilalardı. Geceleriyse nispeten daha eğlenceli geçerdi çünkü o bir orospuydu. Karaköy’de işe çıkardı, bazen Eminönü’ne giderdi bazen Samatya’ya. Karanlık bakışları sadece yeryüzüne ve en az kendisi kadar kokuşmuş olanlara çevrilmiş kalkankardı. O bir orospuydu, cüzi miktarlara, beş liraya, bazen esrar parasına, çorba parasına; pis, göbekli, evli ve iki çocuk babası tefecilerle; takkeli, sol eliyle tespih çekerken sağ eliyle onunkini sıvazlayan otoparkçılarla, avuçiçi kadar bir odaya sardalye gibi istiflenmiş ranzalarda yaşayıp karın tokluğuna çalışan mevsimlik inşaat işçileriyle yatıyordu. Ve bundan zevk alıyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder