Simdi surada anlasalim, bazi sarkilar yol sarkisidir. Uzayan stringlere sarinarak bulaniklasir elektrik telleri. Ah. Elektrik telleri. Sizlerin bana gizli bir mesaj yaymakta oldugunuzu ama henuz bunlardan anlam cikarmami saglayacak kivama gelmedigimi, o frekansi algilayacak yetilerimin gelismedigini hissediyorum. Endiselenmeyin, bir gun olacak. Sabir.
Efendim yol demisken. Bu sarkinin guzelligine gelir misiniz lutfen? Gelin, istediginiz anlamiyla yapin, gerceklestirin ‘gelmek’ eylemini. Simdi diyor ki;
Cities and factories spread across the borrowed map
But still I’m lost
Size ‘hala’ ya da ‘yine de’ veya cogu zaman, ‘her seye ragmen’ kayip olmaniz neler hissettiriyor bilmiyorum. Benimki genel sanirim. Kendimi affettim, kendimle baristim. Aylar boyunca zihnimi kemiren dusunceleri, yaz gunu karpuzun basina toplanmis kara sinekleri kovalar gibi kovaladim. Biliyorum pisliklerini uzerime biraktilar, ama yine de kirmizi, buz gibi ve lezzetliyim. Ve biliyorum, bir anlik dalginligimda geri gelecekler. Buradan soz gelimi yalnizligim ya da nasil denir ‘anxiety’im ya da favori terimlerimden ’angst’im icin Nietzsche’ye, ne bileyim Schopenhauer’a, Camus’ye dipnotlar duzebilir, onlari akademik kurallara uyarak alintilayabilirim. Yapmayacagim. Hepimiz, ayni topragin cocuklariyiz, hepimiz bu kocaman mezarligin gecici ziyaretcileriyiz. Buyutmenin alemi yok.
Onun yerine, donelim sehirlere ve fabrikalara. Son zamanlarda, Istanbul’dan iyice nefret ettim, cunku Istanbul beni sevmiyor. Ama, herkesin Istanbul’a donusunu sevdigi Ankara yollarinin ben Ankara’ya donusunu seviyorum. Her seferinde tekrar buyuleniyorum; elektrik telleri ve geceleyin, eksilerde seyreden Ic Anadolu ayazinda hayal meyal isiklandirilmis fabrikalar nefesimi kesiyor. Oh. Nasil anlatabilirim bilmiyorum. Gozumden goruntuler akiyor, kulaklarimdan bu sarki.
And the soil is cold as the moon
And the trees are dead as a ghost
Ben ne aya dokundum, ne de hayalet gordum. Bir kere bir arkadasim, bizimle beraber ayni odada kahverengi sakalli, orta yasli bir adamin hayaleti oldugunu soylemisti. Sevgili hayal gucum yapacagini yapti, ve o gun sozde o adamin bulundugu koseyi, arkadasimin tasviriyle adamin olasi goruntusune boyadi ve bu ani gercekligi sorgulanmadan kabul edilmis hayallere eklendi. Kisacasi o adam, benim, arkadasligimizin ve de o odanin bir parcasi oldu. Bekle, bak ne diyor;
And if I never see you again
Well, I was the one who loved you most
Oyle mi? Gercekten ben birini en cok sevmis insan olma yetisine sahip miyim? Boyle bir sey var mi? Birini en cok sevmis insan olma. Gecmis zamanda kalmis bir sevginin niceliginden bahsedilebilir mi? Belki de, uzun zamandir iddia ettigimin aksine, edilemez. Bazen durup dusunuyorum, hayatimda buyuk izler birakmis olaylarin gerceklestigi yillari hatirliyorum ve icinde bulundugumuz yildan cikariyorum. Parmaklarimla sayiyorum. Vay be diyorum sonra, 5 yil gecmis. O zamanlar 2007’ymis. 2007. Dusunsene. Ne kadar da eskide kalmis. Biraz hafifletiyor, onemsizlestiriyor. Bu hosuma gitmiyor, cunku ben genel kaninin aksine zamanin yaralari iyilestirdigini dusunmuyorum. Yaralarin iyilesmesine inanmiyorum. Iyilesmenin, icinde barindirdiginin aksine iyi oldugunu dusunmuyorum. Iyi olan hatirlamaktir. O yuzden yaralari hissedememek, zamani onemsizlestirmek hosuma gitmiyor. Sonra,
And the birds take a bow to my heart
‘Cause they’ve never seen quite one of its kind
It may be worn out and wasted
It may be selectively blind
Korluk. Korluk. Bu sozcukle aramdaki bagi, sozcugu sonsuza kadar tekrar etsem de anlayamayacagim. Korluk, oyle guclu bir sozcuk ki, sinsice icinize gelip yerlesiyor ve duydugunuzda hic bir cabaya mahal birakmadan sozluk anlaminin disinda derin anlamlar cagristiriyor. Oyle guzel, bana hikayeler yazdirabilir isterse;
But this heart, it is proud to have loved you
This heart is not cold to the touch
This heart never ran from your kindness
This heart never asked you for much
Saatine bakti, onbiri yirmibes geciyordu. Yaklasik yirmi dakikadir burada bekliyordu. Onun, dakiklige onem veren mizacindan haberdar olmasa, icinde hala bir parca umut barindirabilirdi. Ama durum acikti, o gelmeyecekti. Onunde bekledigi pastanenin icine girerek en sevdigi tatliyi secti. “Paket yapin lutfen” diye seslendi. Paket eline verildiginde de, parasini odemek yerine aceleyle icine cebinden cikardigi kucuk zarfi ilistirdi.
Siyah ceketini giymisti bugun, aslinda bir cenazeye gidiyormus gibi gorunuyordu. Sadece insanlara cenaze toreni yapilmasi ne garip diye dusundu ve gulumsedi. Otobusun en uzak kosesine oturdu. Paketini itinayla kucagina yerlestirdi. Yuzune vuran oglen gunesine iki gunluk sakalini yaslayarak ellerini incelemeye basladi.
Cities and factories spread across the borrowed map
But still I’m lost
Ne istemedigimi bilirsem, ne istedigimi bulabilirim sandim. Neyi sevmedigimi bilirsem, neyi sevdigimi anlayabilirim sandim. Uzaklastigim her seyi bir yana koyunca, diger tarafta tek basimayim.
Guzel, yasanilasi sehirler istiyorum. Kalbimin sicakligina acik, dinlemeye, anlamaya ve sevmeye kabiliyetli insan arkadaslar ariyorum. Niyetim ciddi.