Yine bir sokak kavgası cikti. Gercekten bir seyler ugruna birileriyle kavga edebilmeyi, ustumun basimin yirtilmasini ben de isterdim. Ya da bi bok olamiyorsam bari aralarinda kalan arzu nesnesi olayim, bagirip cagiran kiz olayim lan! Beni ne bu hale getirdi? Hani tum insanlarin ruh, can, toz isimlerini atfedip ugruna daglari deldigi, biyolojik yasami sona erdikten sonra bile yasayacagina inandigi o kahrolasi ibneyi icimden cekip cikaran ve bir daha bana verme zahmetinde bulunmayan orospu cocuguna laflar hazirladim. Bir anda butun sesler ve goruntuler donuyor, 10 km/h hizla gidip duruyormus gibi gozuken arabalar gibi daha cok. Tek gorduklerim: Ingilizlerin efendice crimson dedigi renkteki o gokyuzu, bicimsiz binalar, o kahrolasi binalardan daha bicimsiz suratlar, gobekler, dizlerin arkasinda ve bileklerde toplanmis yaglar, sakallar, basik burunlar ve yassi alinlar, bozuk disler, o dislerin arasina yerlestirilip titreyerek yakilan sigaralar, ucuz dikisli bicimsiz pantolonlar, gevrek, dort basi magmur kahkahalar. Tanrim, sanki herkes hamurdan yapilmis ve agzina, gozune ayni sanatci hep ayni sekli vermis. Cift sira halinde arabalar bekliyor, yesil isigin kirmiziya donmesini. Bir iki tanesi muzigi sonuna kadar acmis, kollarindan, agzilarindan, yuzlerinden tasip, bakislarindan sokaga dogru yilan gibi surunen tatmin yuzu gormemis libidolari ile beraber kuzu kuzu siritiyorlar. Garip mi gozukuyorum? Belki biraz cirkinimdir ama kalabaliga karistigimdan eminim. Zaten kimsenin bana baktigi yok, hayalet olmak bu hayatta en iyi becerdiklerimdendir.Uclu - besli - onlu - onbesli yani iste beserli - onarli sayilarda artan insan iceren gruplarda kadinlar ve erkekler sadece ciftlesmek arzusunda. Bunu havaya yaydiklari o garip kokuda ve tenlerinin aldigi renkte sezebiliyorum. Ben de bunun arzusunu duyuyorum.
Biri bana sarildiginda onun t-shirtune sinmis ucuz deodorantini koklamak hosuma gidiyor. Bana binlerce kez soylenmis cumleleri ayni inancla ve ayni ukalalikla bir kez daha kurmalarini dinlemek ne kadar da muhtesem. Onlar henuz soyleyemeden cumleyi dusunuyorum mesela. Hemen her seferinde neredeyse ayni seyleri duymama sasirarak gulumsuyorum ve gulumsememin onlarin uzerinde yarattiklarini cocuksu koltuk kabarmasini bir zafer edasiyla izliyorum. Yokus yukari oturdugumuz bu les gibi cop kokulu sokak, ben ve kendilerine bile itiraf edemedikleri en karanlik arzulari ve ic sesleriyle erken yirmilerinde pek cok zavalliyla dolu.Bu hayatta mutsuz olmanin esas olan sey oldugunu ve yaptiklarimizin, tesadufen yasadiklarimizin bunu sadece bir anligina bize unutturdugunu bilen tek insan ben miyim? Her sey ne kadar da olagan gozukuyor.
Bir kiz, kucagimda yatmis agliyor. Deli gibi sirtini sivazliyor, boynunu opuyorum. Cok yalniz oldugundan ve kimsenin onu anlamadigindan bahsediyor. Hakli da. Ben de boyle hissediyorum. Sorun su ki asla kendimi bundan sikayet etme luksune sahip gormuyorum. Ben bu hayatta basima gelenleri sonuna kadar hak ediyorum; pisligin tekiyim. Onu da kendim gibi gordugum falan yok. O tabi ki en iyiyi ve guzeli hak ediyor. Ona bunlari soyluyorum, kendi kendine soylemeye cesaret edemediklerini, etraftan duyup inanmayi bekledigi ama asla bekledigi gibi duyamadigi tum cumleleri, itinayla secip bir bir kulagina fisildiyorum tavani inceleyerek. Beni cok sevdigini soyluyor. Biliyorum. Ben de onu seviyorum. Onu, su dunya uzerinde bizimle beraber nefes alan, ve ayni cumlelere ayni anda ekmek gibi su gibi ihtiyac duyan her beden kadar cok seviyorum. Sanki ortak bir gerceklige fisildiyorum bu cumleleri, tum o ruhlar bu cumlelerin titreyisiyle uyanip kendine gelsin istiyorum.Su kahrolasi keman bir turlu susmuyor.
Yollar bitiyor, yolculuklar bitiyor, para bitiyor, su bitiyor, ekmek bitiyor, yeniden agda zamani geliyor, her hafta yeni bir ilaca baslaniyor. Sise sise ickiler bitiyor, sarjlar bitiyor, harici hard diskler bitiyor, tuvalet kagitlari bitiyor, carsaflar kirleniyor, donlar pisleniyor, sampuan bitiyor, tuvaletler bir dolup bir bosaliyor. Buzdolabinda soguk su kalmiyor, icinde motivasyon kalmiyor, kilo veriyorsun, kilo aliyorsun, kitaplar bitiyor, filmler bitiyor, yarim kaliyor. Sarilmalar bitiyor, sevismeler bitiyor, arkadasliklar bitiyor, sevgiler bitiyor, nefretler bitiyor. Uzun sololar bitiyor, trafik aciliyor, benzin bitiyor, bitmeyecekmis gibi gelen dersler bitiyor, mesai saatleri bitiyor, maasin bitiyor. Annen oluyor, baban kanser oluyor, kardesine araba carpiyor. Ruzgar duruyor, yagmur diniyor, kar eriyor, hava serinliyor, hava isiniyor. Tatiller bitiyor. Dunya basina yikiliyor, oluyorsun, oluyorsun, yeni bir gune uyandiginda yine diriliyorsun. Hayat bir turlu bitmiyor. Bu yuzden su kahrolasi keman da bir turlu susmak bilmiyor. Iste butun bu cumleler bir-iki dakikaya sigiyor. Gozlerinde en ufak bir titreyise bile neden oldugundan emin olamiyorsun. Cunku gorecek kimse yoksa seylerin varolmasi ve olmamasi arasinda bir fark yoktur.
Ve iste sonra seninle o parkta oturuyoruz. Kaba saba, yontulmamis egonu seviyorum. Bana bakiyorsun, ben bunlara hic anlam veremiyorum ama onlara anlam verebilen insanlar gibi olmak isterdim diyorsun. Sana sarilip seni sevdigimi soyleyemiyorum. Cunku ikimiz de bir baskasina aitiz. Ve hep de bu boyle olacaktir, bizler ancak tum sevgimizi bir baskasina verdigimizi sandigimiz anda tum benligimizle sevebilir, takdir edebiliriz. Diger zamanlarda ise sevgi ve ilgi acligimiz ustun gelir, tum hareketlerimiz kazanma amacimiza hizmet eder. Ve ben, sana ne verirsem vereyim benden daha fazlasini isteyeceksin. Ya elimde olanin tamami buysa? Ya tek yapabildigim senin o cig sehvetine sonsuz bir merhametle karsilik vermekse? Bu da yeterli, isleri yurutuyor. Yanlis seyler yapmiyoruz, normalin sinirlamalarina boyun egiyoruz. Bana baktiginda sen belki beni opup opemeyecegini dusunuyorsun, bense sana istedigini vermesem de beni sonsuza dek iyilikle hatirlayacagini biliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder