Onceki yazimda bahsettigim seyahatimize basladik. Bu yazida Camboriu-Florianopolis ve Curitiba'yi anlattim.Camboriu, denize yakin yerleri gokdelenlerle dolu bir sahil kasabasi. Kis olmasindan ve buranin guneyde olmasindan kelli hava nispeten soguktu, bu yuzden de sahilde sadece ikili gruplar halinde spor yapan insanlar ve surfculer vardi.
Ama sonunda bucket listimde bulunan okyanusta yuzmeyi sadece ayaklarim icin gerceklestirebildim. Buraya iki saate yakin bir uzaklikta olan Florianopolis de bizim simdiye kadar takildigimiz yerlerin bulundugu Parana eyaletinin guneyinde Santa Catarina eyaletinin baskenti oluyor, gelmisken orayi da gidip gorelim dedik. Pek guzel bir sehirmis, simdi biraz turizm gorgusuzu olarak Stockholm ile Marseilles arasi bir sehir diyecegim, siz beni maruz gorun. Ama ikisinden herhangi biri kadar guzel degil elbette. Deniz kokulu patika sokaklari, guzel ve hareketli insanlari, sirin cafeleri olan, yine tabi ki cok nemli bir adacik. Bu sezonda cok bos olurmus sehir ama yazlari bir dolu yerli turist cekermis, hatta oyle kalabalik olurmus ki kendi vatandaslari baska sehirlere giderlermis. Netekim aksam olup da saatler 19:00'u gosterir gostermez, atli kovaliyormuscasina herkes evlere kacisti ve sehir birkac sirin cafesi haric olum sessizligine gomulerek donus biletimizi 22:00'ye aldigimiza pisman etti bizleri.
Cuma gunu son bir kez "Hava nasil be, denize girer miyiz?" temali muhabbetlere nail olduktan sonra -boynumuz bukuk-giremeyecegimize karar verip (Rio'da akariz abi sahillere diye avunarak) Curitiba'ya dogru yola ciktik hizlica. Beltrao'da bizleri agirlamis olan ailenin ogullarindan biri burada yasiyor. Bu sehir simdiye kadar gordugumuz en hos, canli ve Avrupai sehir. Kendimi Madrid sokaklarinda yuruyormus gibi hissettigim oldu sik sik. Buradaki ev sahibimiz Daniel, bir Turkiye asigi. Kapisinin ustundeki nazar boncugundan nargilelerine, nazar boncuklu yastiklarindan caykur rize tiryaki caylarina, tavlasindan Tarkan cdlerine Turk hediyeliklerine haliyle bizden cok daha vakif. Kendisi zamaninda Yeditepe Universitesi'nde Political Science masteri yapmis ve dolayisiyla da 2 sene Istanbul'da yasamis. Turkce konusuyormus ama simdi uzerinden 6 sene gectigi icin epey unutmus, cumle kurarken epey zorlaniyor. Daniel, butun bunlarin yaninda inanilmaz sosyal bir insan, evi Turkiye'den, Belcika'dan (orada da yasamis bir sure) ve Brezilya'dan yuzlerce arkadasiyla cekilmis parti fotograflariyla dolu. Bunda heteroseksuel olmamasinin etkisinin buyuk oldugunu dusunuyorum.
Buradaki ilk gecemizde, Curitiba'nin Historical Center diye gecen bolumunde Bavyera konseptli bir mekana gittik. Bizimki, gercek bir stili olan insanlar buraya gelmez, biz de pek sik gelmiyoruz diyerek bu mekani bir iteledi ama her zaman gittikleri yeri de -alternatif olarak nitelendirdigi- gorup hayal kirikligina ugramadik desek yalan olur. Bavyera konseptli barlardan biz de istiyoruz, yemekler icimde yatan Alman'a hitap ediyordu ve muhtesemlerdi. Yemegimizi bitirip, Finlandiya'da exchange yapmis cok sirin bir hanimkizimizla ve Daniel'in en yakin arkadasim dedigi Samsun'da bir sene exchange yapmis, kime benzedigini simdi cikaramadigim (ama cikarinca kesin buraya ekleyecegim) kiz arkadasiyla limoni oldugu icin surati asik bir genc muhendis oglanimizla muhabbetler ettikten sonra buradaki iyi clublardan birinde gerceklesmekte olan kapali bir partiye gecis yaptik, ickiler bedavaydi. Ismim gecici olarak Melina oldu. Bu mekanda -adi sanirim Lique- Brezilya'nin en meshur ikilileri de sahne aliyormus. Ikililer tahmin ettiginiz gibi rapcilerdi buna ek olarak agizlarindan burunlarindan ses cikararak beatbox tadinda muzikler yapiyorlardi. Bu mekandaki kizlarin her biri topuklu ayakkabi ve mini elbise giymisti adeta. Mini elbise giymeyenler de tayt uzerine bol dokumlu ve bol dekolteli bluzlar giyiyorlardi. Brezilya'li kizlarin iriligine ve guzelligine bir kez daha hayran kaldim. Boyle, Turkiye'nin kaymak tabakasinin kizlarinin daha ele gelir upgrade versiyonu gibi bir sey. Daniel'in kendisi gibi heteroseksuel olmayan arkadaslariyla tanisma serefine burada nail olduk. Basta emin olamiyorduk tabi, cunku aramizda hicbir sey acik acik konusulmadi. Sadece, "They are my best friends, we are always together." aciklamasi yapildi. Ben hala bu insanlarin gercekten cok iyi giyinmis, cok nazik ve ortalamanin epey ustunde yakisikli insanlar olduklarini dusunuyordum ama Ozgun; Brezilya'da sadece kizlarin ve gay erkeklerin birbirlerini operek selamlastiklarini soyleyince her sey aciklik kazandi. Burada ortam bizim icin pek renkli degildi tabi, yol yorgunuyduk, muzikten ve dans etmekten pek hoslanmiyorduk, kari-kiz pesinde degildik, etrafi izlemek de bir noktaya kadar keyif veriyordu. Eski kiz arkadasi Yunanli olan bir cocuk ve gelip I love Turkiye, Fenerbahce diyerek formasini opme hareketi yapan Orlando isimli genc highlightlarimiz oldular. Daniel'e durumu aktarinca bizi eve birakti ve kendisi partiye geri dondu.
Bir sonraki gun demlenmis cay ictigimiz bir kahvalti yaptiktan sonra sehir turu yaptiran turist otobusune dogru hallendik. Tur tahmin ettigimizden uzun surdu, Opera House, Botanical Garden ve Park Tangua gibi guzel ama cok da bir numarasi olmayan bir kac yerde durduk. Otobusler her durdugumuz yerde yarim saat gec gelerek bizlere 3. dunya ulkesinde oldugumuzu da hatirlatmadan gecmediler. Turun sonunda terlemis, bacak agrisi ceken, cektigi fotograflardan memnun olmayan ve teri ustunde kurudugu icin usumeye baslayan ben biraz mizildadim ama yemek yiyince hepsi gecti. Buradaki Araplarin asil gecim kaynagi (iki-uc ornegi tum ulkeye mal etmeye bayiliyorum) yandan yemis Turk yemekleri satip para kazanmak. Cakma lahmacunundan icli koftesine bu adamlarin bizim guney yorelerimizin mutfagindan araklanmis yemekleri bu kadar gidiyorsa Turkler buraya el atsa neler olur diye iclendim, Ozgun bu cakma lahmacunlardan yerken. Eve geldik sonrasinda, dus aldik, dinlendik, internet ihtiyaclarimizi giderdik.
Geceyarisi, Daniel'in yine 'en yakin arkadaslarinin' tamaminin ve hatta daha fazlasinin bulundugu bir ev partisine gectik. Ev sahibin avukatlikla ilgili bir sinavi gecmesini kutlama amacli toplanilmisti ve ortam ben, pek de matah olmayan bir kiz, bir Ozgun ve bir suru guzel kokulu, giyimli ve espirili gayden olusuyordu. Bu ortamdaki insanlari (1)kariyer sahibi, uzun ince, hafif kasli, yakisiklilar; (2)barely legal, kenarlari daha kisa olmak suretiyle Elvis Presley modeli kesilmis saclari olan, skinny jeanler, klasik kesimli ceketler giyen ve fularlar takan genc oglanlar; (3)gomlekli komik ve sismanlar olarak uce ayirmak yerinde olur. Bir de yanan gomlekli izci vardi, her buldugunun boynuna yapisiyordu, backrub olaylarina girisiyordu ki heteroseksuel olsa bile tatsiz olurdu durum. Her birinin ortak ozelligi cok beyaz ve duzgun dislere sahip olmalari ve herhangi bir ev partisinde dans edileceginden cok daha guzel dans ediyor olmalariydi. Madonna'dan Britney Spears'a, Cher'den Lady Gaga'ya, Michael Jackson'dan Sophie Ellis Bextor'a pek cok gay idolu calindi buyuk subwooferlardan ve cat-walklar yapildi, kivirtildi. Turkiye'de ayni tip bir partide dans edemeyerek komiklik olsun diye apaci dansi taklidi yapan, balik-olta-atestopu espirilerine yelken acan ya da daha beteri kol basti yaparak rep. toplayan bagri acik gencleri dusunerek biraz daha iclendim. Ne de olsa adamlarda karnaval kulturu vardi, 5 gun boyunca hic durmadan parti yapiyorlardi ve nasil yapilacagini iyi biliyorlardi. Punchlar, vodka-jole shotlar havalarda ucustu derken biz haric hemen hemen herkes sarhos oldu, saatler 3'u gosteriyordu ve ben artik bu insanlarin gay olduguna kesin emindim. Intimate konusmalar, ufak babykissler de havada ucumaya baslamisti boylece.
Bir noktada kalkip James isimli, ove ove bitiremedikleri gece klubune gitmek uzere ayaklandik. Burasi genclerimizin onunde felaket sira oldugu icin ya cok erken ya da cok gec gelmeyi tercih ettikleri bir mekandi. Yine oldukca populer seyler caliyorlardi ama araya MGMT falan sikistirmalariyla cook azcik da olsa sempatimi kazandilar. Burada hayatimizda ilk defa bir kiz-iki erkekli yiyisen uclu bir grup gorduk. Yiyisme terimini butun hakkiyla yerine getiren 16-17 yaslarinda pek cok genc-guzel oglan ve mezar ustu mezar (biri dyke digeri sisman gruplar halinde) kizlar da vardi sagda solda. Gay couplelarla esit yogunlukta, koltuklarda ya da dans ederken yiyis seanslari duzenleyen heteroseksuel gruplar da vardi. Onceki clubda oldugu gibi burda da yalniz oldugum bir anda yanimda bitip elimden cekip beni opmeye calisan bir genc oldu. Her soyledigine no diyerek arkami donup hizla uzaklastim. Artik sabah oluyordu ki neseli gayler grubumuzda epey bir ciftlesme oldu. Soyle ki, Daniel, kendisi gibi V yakali pembe t-shirt giymis ortamin en hip gayiyle tensel yakinlasmalara girerken onceki gece Greek girlfriendinden bahseden oglan da 18 yaslarindaki oglanlardan biriyle oynasmaya baslayarak bizleri bu oglan biseksuel mi yoksa bizden cekindigi icin mi girlfriend dedi temali konusmalara sevketti. Zaten James'deki zamanlarin cogu su kiz nasil, boyle kiz kiza mi olur, tas olsalar da izlesek, su oglanlar sence kac yasinda, yiyismek nasil bir seydir, kac yaslarinda ve neden yapilir, random bir yabanciyla tanisip o gece boyunca yiyisip sonra bir daha gormemenin one-night-standden farki var midir (bizce yoktu) gibi muhabbetler ederek ve bizimkileri inceleyerek gecti.
Bugun, Daniel'in 'en yakin arkadaslarindan' birinin veda partisine gitmeyi planliyoruz sanirim. Oncesinde historical centerda takilacagiz biraz. En azindan butun o vodka-shotlardan ve intimate danslardan once Daniel oyle dusunuyordu, kendisi yeni uyandi (ve saat 14:00). Bu gece Curitiba'daki son gecemiz. Yarin Buenos Aires'e ucuyoruz. Orada da 19-20 yaslarindaki genclerin partilerine tanik olup bir takim turist aktiviteleri yapacagiz. Yeni bir yazida gorusmek uzere.