Pazar, Mayıs 08, 2011

Epiphany I

Bazi anlar var; butun duyularim hatta varligindan haberdar olmadigim baska duyular ayni anda calisiyor o anlarda. Sanki etrafimdaki her sey duruyor ve buzlu bir kurenin icine giriyorum. Nefes alislarim dahi yavasliyor. Ve onumdeki nesneleri, icinde bulundugum fiziksel kosullari alip baska bir gerceklige donusturuyorum.

  • Do the Astral Plane caliyor, ilik bir sonbahar gecesinde, arkadaslarimizin evinden cikmisiz ve Taksim'e gidiyoruz. Arkadasim yeni aldigi ustu acik spor arabasinda muzigi alabildigine acmis. Etiler, Akmerkez civarindayiz. Bir anda o his geliyor. Sanki bir Entourage bolumunde muhtesem bir partiye gidiyoruz. Hava waffle ve baharatli bir erkek parfumu kokuyor. Biz, iste tam bu anda, sehir hayatinin butun sirlarina nail olmusuz. Bu anin adi Under the Glamorous City Lights. Sokak lambalari, gec saatlere ragmen olagan trafik, muzigin ritmi, arkadasimin "Aslim, nasil keyifler tikirinda di mi, sarki nasilmis?" diyen sesi. Her sey birbirine girerek isiltili ama bulanik, serin ve taze bir resim yaratiyor. Sonra yan aynadaki aksimi goruyorum ve her sey normale donuyor.
  • Evimden cikmis okula gidiyorum. Biraz erken cikmisim, bu yuzden acele etmeden tembel tembel yuruyorum. Cuma gunu, oglen namazi sonrasi sela verilmis. Sokakta benim ve muhtelif-kedi kopegin disinda sadece yaslilar var. Yaninizdan ikina sikina gecerken futursuzca yuzlerinize dikiyorlar bakislarini. Sanki genc bir insan gormek onlar icin cok sasirtici bir seymis gibi her seyi inceliyorlar. Kendinize ceki duzen verme ihtiyaci duyuyorsunuz. Iste o anda her sey donuyor ve ben oturdugum sokagi bir huzur evi gibi goruyorum. Huzur evinden cok, yaslilar icin tasarlanmis bir tatilkoyu. Bir arkadasimin tanimladigi gibi Tenesse Williams'in sicak ve bunaltici New Orleans'inda herkesin sokaklarda dolastigi, acik ve futursuzca seksten bahsettikleri mahalleler gibi biraz ama context fazlasiyla yaslanmis. Her cuma, bir partiye gider gibi arkadaslarinin cenazelerine gidiyorlar. Hicbir sey olmamis gibi havadan sudan konusup, uzun suredir gormedikleri, 5 apartman otede oturan baska arkadaslariyla gorusup dedikodu yapiyorlar. Bu cuma gunleri onlar icin neseli bir rituel. Sanki bir sonraki cuma onlar icin sela veriliyor olabilecegini hic umursamiyor gibiler. Her seye ragmen en guzel kiyafetlerini giyiyor, bastonlarina tutunarak 2 sokak asagidaki caminin yolunu tutuyorlar. Bazilari tek, bazilari gruplar halinde, sansli birkac tanesi de hala olumun ayiramadigi esleriyle bu cenazelere istigal ediyorlar. Geri kalan zamanlarini gunde bir iki ev isi yapmak, dizi izlemek, bulmaca cozmek ve cam kenarindaki koltuklarinda oturarak sokaktan gelip gecenleri, yolda yururken beni gorduklerinde tesir eden merakli bakislariyla izlemekle geciriyorlar. Sonra saatime bakiyorum, gec kalmamak icin hizlanmam gerektigini hatirliyorum ve buyu bozuluyor.

  • Camimdan disariya bakiyorum. Eve cok usuyerek gelmis olmama ragmen simdi disaridaki hava cok tatli geliyor. Kalin hirkami ve coraplarimi giydim ve sogugu hissedemiyorum. Az once gelmis oldugum gurultulu mekan bana uguldayan kulaklar hediye etmis. Simdi sehir ne kadar sessizdir, 3 paralel yukaridaki Tunali Hilmi'den gecen atarli gece holiganlarini, modifiye arabalari duyabilirim diyorum. Ama ugultu bastiriyor, hicbir sey duyamiyorum. Sehrin sessizligini bile dinleyemiyorum. Cildiricam. Ve o anda geliyor. Bilkentteki senliklerden alkollu cikmis bir grup genci dusunuyorum, olmek istedigini soylerek kendini hareket halindeki aractan atan sarhos kiz geliyor aklima. Onun hakkinda bir suru gorus bildirdigimiz geceye takiliyorum bir sure. Acaba akli basinda miydi, hakikaten olmek istiyor muydu yoksa arkadaslarinin onu durdurmasi icin, fark etmesi icin, ona kendisini degerli hissettirmeleri icin mi cabaliyordu? Kafasi yere carptigi anda nasil buyuk bir hata yaptigini anlayarak pisman mi oldu yoksa oh be, sonunda diye dusunerek icine yayilan ferahligin tadini mi cikardi? Sonra onume bakiyorum, altimda 5 kat var sanirim, yan bahceye dusebilirim kendimi biraksam. Kazayla duserek olen arkadasimi hatirliyorum. O da alkolluydu, ben de alkolluyum. Her an bu kaza basima gelebilir, daha da onemlisi, her an kendimi atmaya karar verebilir ve hayatimi sonlandirabilirim. Sartre'in bahsettigi ucurumun kenarinda duran ve her an kendini asagi atmaya karar vererek kendi olum fermanini verme gucune sahip olan insanin Angst'i geliyor aklima. Tam olarak da hissetigim tuhaf ve sebepsiz avucici terlemesi, kalp atislarinin siklasmasi ve soguk terler, tarif edilen Angst'in vucucumda vuku bulmus hali olmali diye dusunuyorum. Etrafima bakiyorum, ve gercege donuyorum.

  • Karsimda, liseden yakin bir arkadasima asik oldugu icin ve arkadasim da ona karsi koyamadigi icin halihazirda bir baskasiyla surmekte olan iliskisini tehdit eden kisi olarak tanidigim bir cocuk var. Yaninda da dokuz yasimdan beri en yakin arkadasim olan bir baska arkadasim; oturuyorlar, oturuyoruz. Bir takim tesadufler sonucu ikisi cok yakin arkadas olmus, oyle ki ben Ankara'dayken onlar kendi tarihlerini, rituellerini, espirilerini yaratmislar. Creed'i sevdiklerini haykiriyorlar, biliyoruz diyorlar utanc verici ama cok iyiler. Ve lisedeyken bizi formalarimizla iceri alan ve bize pert olana kadar alkol dayiyan izbe barda oturuyoruz, cunku baska bir yerde yer yok. Djden Creed istiyorlar ve calan sarkiya bagira bagira, sarmas dolas eslik ediyorlar. Ayni sarki, benim ilk aldigim cdlerden birinin takili oldugu discmanimde, on iki yasindaki kulaklarimda bagira bagira calmaya basliyor es zamanli olarak. Bir ust maddede bahsettigim, olen arkadasim, ayni zamanda ilk sevgilimdi ve o sarkiyi dinlerken ondan yeni ayrilmistim. Kizgindim ve sadece sevgilim degil ayni zamanda sirdasim oldugu ve onu kaybetmek ayni zamanda cok yakin bir arkadasimi kaybetmek anlamina geldigi icin, bana yalan soyledigi, beni tam anlamiyla istemedigi icin ondan nefret ediyordum. Kendimi de cok sevdigim soylenemezdi. Cdyi defalarca kez bastan sona dinlerken, Bodrum'daki evimizde, sabaha karsi acik pencereden eserek tum vucudumu urperten sabah ruzgarini tenimde duyumsuyorum. Benim sarkim, ilk sevgilimi kaybetmemin sarkisi simdi en yakin arkadasimi baska hayatlara, baska arkadasliklara, baska bir gerceklige kaybetmemin sarkisina donusuyor yavasca. Onun benden habersiz benim sarkima benden ne kadar da ayri bir dunya, ne kadar da farkli bir anlam yukledigini fark ederken, hala gorusuyor olsak da aramiza ne kadar cok senenin, bilmedigim olaylarin, yaninda olamadigim kotu ve iyi zamanlarin girdigini acik ve net bir sekilde gorebiliyorum. Kimbilir kendimce anlam yukledigim ne cok sarki, baska insanlarin, baska hayatlarin, baska hikayelerin sarkisi olmustur diye dusunuyorum, kendimi korkunc bir sekilde aldatilmis hissediyorum. Sonra yanimdaki kiz gulerek tuvalete gitmek icin izin istiyor ve her sey eski haline donuyor.
Bu anlari siklikla ve cesitli siddetlerde yasiyorum. Bundan sonra cetelelerini tutsam guzel olabilir. Bazen, bu epiphanyleri daha dusuk siddette bir kriz aninda tekrar yasiyorum. Bu yazilar o tekrarlarin sansini arttiran bir uygulamaya donusurlerse sevinirim. Sanirim.

Karabasanlastirabildiklerimizdendiniz

Gecen gun su cumleleri ruyamda soyledim kendime: Uyanmak istiyorum, bu bir ruya ve benim uyanmam lazim. Bunu daha once kendime soyledigim cok oldu. Isler ters gitmeye basladiginda mi uyanmaya calisiyorum yoksa ben ruyada oldugumu fark edince mi isler sarpa sariyor ondan asla emin olamiycam sanirim.

ODTU Devrim'de gercek hayatta hic tanismadigim ama sozum ona o ruyada yakin arkadas oldugum birkac insanla beraber oturuyorum. Bunlardan birinin adi S'ye basliyor, Semet mi Samed mi artik neyse, ve aramizda bir seyler oluyor. Fiziksel bir sey olmasa da bu cocugun benimle bir ilgisi oldugunu seziyorum ve bunu kendime soyluyorum: Sanirim bu cocuk bu gece bir seyler olmasini umuyor. Ve bir yere gitme plani yapiliyor, Istanbul'da bu yer diyorum kendi kendime allah allah, nasil gidicez diye soruyorum ama uzun bir yolculuk gormuyorum sonrasinda. Aksine S. basharfli cocukla bir yerler ariyoruz. Sonra ben bacaklarimin inanlmaz derecede pis oldugunu fark ediyorum ve sol kaval kemigimde taze fakat kanamayan uc adet yara izi goruyorum. Bu yaralardan ortadaki digerlerinden daha derin, hatta oyle derin ki kemigim gorunuyor. Bir sure yaralari destikten sonra uzun corap giymem gerektigine karar veriyorum. Eve ugrarim gidince diye dusunuyorum baska caresi yok, anneme de haber vermemistim ama artik gecistiririm bir sekilde. Neyse, yolculuga dair hatirladigim bir goruntu yok. Sonra eve gidiyorum ama ev ahsap duvarli ve cati kati gorunumunde olan, acik mutfaginin hemen ortasinda kocaman bir yemek masasi bulunan ve bu masanin karsisindan yine ahsap merdivenlerle yukarisina cikilan acaip bir mimari duzene sahip. Annemin kahkulleri var ve saci topuz (annem kivircik kisacik sacli bir insandir). Bir adamla beraber yasiyor ama adam kel ve baya yasli, neden bu adamla evlenmis ki diye dusunuyorum o sirada. Adam masanin bana yakin basinda arkasi bana donuk oturuyor ve ne yuzunu donuyor, ne benimle konusuyor. Kalkmadan orada oturmaya devam ediyor. Annem benim gelicegimden habersiz olmasina ragmen gider gitmez kendi sorunlarindan sikintilarindan sanki beni simdi gormemis de ben saatlerdir orada oturuyormusum gibi anlatmaya basliyor kisik ve sikintili bir sesle. Anneme acelem oldugunu soylemeye calisirken giris kapisinin acik kaldigini fark ediyorum. Onunde de yerde epilepsi krizi gecirir gibi yatan, ustunde alabildigine pislenmis beyaz don ve atletten baska bir sey olmayan, kafasi 3 numaraya vurulmus, 10-11 yaslarinda bir erkek cocugu goruyorum. Cocugu gorunce aman be, kapiyi tam kapatmayinca bunlar dolusuyodu eve dogru ya diyorum. Sanki o cocuk zombi-dilenci karisimi, viruslu bir yaratik ve bu yaratiklar tum sehirleri sarmislar; kapimizi siki siki kapamazsak eger bunlari cekmek zorundayiz. Hic bir seye yaramayan bir ev cini gibi ya da goblin gibi evlere yerlesip asalaklik yapiyorlar. Cocugu zar zor ellerinden kollarindan suruklemeye calisarak, olagan ustu bir cabayla disari cikariyorum ve bakiyorum ki kapinin onunde bunlardan bir suru var, yaslari daha genc, daha yasli, kiz-erkek, bir suru! Ac kurtlar gibi bekliyor ve bana bakiyorlar. Yanlarinda da iki tane kopek var. Yavas yavas ve hirlayarak bana yaklasiyorlar. Tam bana saldirip bacagimdaki yaralari disleriyle desmeye basladiklari sirada arkamdaki kapiya ulasip iceri giriyorum. Fakat kapi baska bir apartman dairesinin herhangi bir katina cikiyor ve arkamdan kapaniyor. Bu apartman bol isikli, beyaz, her katindaki genis pencerenin onunde yesil saksi bitkileri bulunan ama yine de eski yapili merdivenleri olan apartmanlardan. Burada bir suru insan var, kimi yukari cikiyor, kimi asagi iniyor, kimi karsidaki daireden cikmis. Iki tane fotr sapkali ve takim elbiseli adamin tuttugu iki kopek var bir de, tam benim onumden geciyorlar. Tasmalilar bu kopekler. Ben, normal hayatta oldugu gibi bu kopeklere sevimlilermis diyerek bakmaya calisiyorum ama az once yasadigim olayin etkisiyle icimdeki korkuyu gizleyemiyorum. Umarim bana saldirmazlar diye dusunurken, kattaki butun insanlar bana bakmaya basliyorlar, hem de sinirli ve sabirsiz bir sekilde. Kopekler hirliyor, insanlar homurdaniyor, hepsi uzerime geliyorlar ve kat uzerime dogru daraliyor sanki.

Uyanmam lazim diyorum. Bu ruya cigrindan cikti.

Bu sahne kayboluyor ve karanlikta kalmis eski bir koridora dusuyorum aniden. Onumden beyaz dizlerine kadar inen, uzun kollu gecelik giymis, elinde de eski bir samdanda ciliz ciliz yanan beyaz bir mum tasiyan kambur bir figur geciyor.

Uyanmam lazim, uyanmaliyim diyorum.

Figurun basi yavas yavas bana donerken birden kendimi onunla burun buruna buluyorum. Yanmis, yolunmus ve koparilmis gibi duran kul rengi saclarinin golgesiyle iyice kararmis kiris kiris (bu kirisiklik yasliliktan degil, sanki avazi ciktigi kadar bagirirken yuzu o formda kalmis yani korkudan taslasmis gibi duruyor) yuzunun, ozellikle agzinin formu bozuluyor, saga dogru cekiliyor sanki. Ama bir yandanda da bana yaklasiyor, kuf kokulu nefesini hissediyorum. O anda tekrar bir kara delige cekiliyormusum gibi bir sesle ve hisle baska bir sahneye cekiliyorum.

Yine karanlik, yine uyanmak istiyorum.

Odami hayal etmeye calisiyorum, karanlik olmasina ragmen detaylari gozumde canlandirmaya calisiyorum. Simdi gozlerimi acicam ve bunlari gorucem diyorum. Ama olmuyor. Bir daha cekiliyorum kara delige.

Ve uyaniyorum.

Uykuya dalmamin ardindan sadece yarim saat gectigini ogreniyorum.