- Do the Astral Plane caliyor, ilik bir sonbahar gecesinde, arkadaslarimizin evinden cikmisiz ve Taksim'e gidiyoruz. Arkadasim yeni aldigi ustu acik spor arabasinda muzigi alabildigine acmis. Etiler, Akmerkez civarindayiz. Bir anda o his geliyor. Sanki bir Entourage bolumunde muhtesem bir partiye gidiyoruz. Hava waffle ve baharatli bir erkek parfumu kokuyor. Biz, iste tam bu anda, sehir hayatinin butun sirlarina nail olmusuz. Bu anin adi Under the Glamorous City Lights. Sokak lambalari, gec saatlere ragmen olagan trafik, muzigin ritmi, arkadasimin "Aslim, nasil keyifler tikirinda di mi, sarki nasilmis?" diyen sesi. Her sey birbirine girerek isiltili ama bulanik, serin ve taze bir resim yaratiyor. Sonra yan aynadaki aksimi goruyorum ve her sey normale donuyor.
- Evimden cikmis okula gidiyorum. Biraz erken cikmisim, bu yuzden acele etmeden tembel tembel yuruyorum. Cuma gunu, oglen namazi sonrasi sela verilmis. Sokakta benim ve muhtelif-kedi kopegin disinda sadece yaslilar var. Yaninizdan ikina sikina gecerken futursuzca yuzlerinize dikiyorlar bakislarini. Sanki genc bir insan gormek onlar icin cok sasirtici bir seymis gibi her seyi inceliyorlar. Kendinize ceki duzen verme ihtiyaci duyuyorsunuz. Iste o anda her sey donuyor ve ben oturdugum sokagi bir huzur evi gibi goruyorum. Huzur evinden cok, yaslilar icin tasarlanmis bir tatilkoyu. Bir arkadasimin tanimladigi gibi Tenesse Williams'in sicak ve bunaltici New Orleans'inda herkesin sokaklarda dolastigi, acik ve futursuzca seksten bahsettikleri mahalleler gibi biraz ama context fazlasiyla yaslanmis. Her cuma, bir partiye gider gibi arkadaslarinin cenazelerine gidiyorlar. Hicbir sey olmamis gibi havadan sudan konusup, uzun suredir gormedikleri, 5 apartman otede oturan baska arkadaslariyla gorusup dedikodu yapiyorlar. Bu cuma gunleri onlar icin neseli bir rituel. Sanki bir sonraki cuma onlar icin sela veriliyor olabilecegini hic umursamiyor gibiler. Her seye ragmen en guzel kiyafetlerini giyiyor, bastonlarina tutunarak 2 sokak asagidaki caminin yolunu tutuyorlar. Bazilari tek, bazilari gruplar halinde, sansli birkac tanesi de hala olumun ayiramadigi esleriyle bu cenazelere istigal ediyorlar. Geri kalan zamanlarini gunde bir iki ev isi yapmak, dizi izlemek, bulmaca cozmek ve cam kenarindaki koltuklarinda oturarak sokaktan gelip gecenleri, yolda yururken beni gorduklerinde tesir eden merakli bakislariyla izlemekle geciriyorlar. Sonra saatime bakiyorum, gec kalmamak icin hizlanmam gerektigini hatirliyorum ve buyu bozuluyor.
- Camimdan disariya bakiyorum. Eve cok usuyerek gelmis olmama ragmen simdi disaridaki hava cok tatli geliyor. Kalin hirkami ve coraplarimi giydim ve sogugu hissedemiyorum. Az once gelmis oldugum gurultulu mekan bana uguldayan kulaklar hediye etmis. Simdi sehir ne kadar sessizdir, 3 paralel yukaridaki Tunali Hilmi'den gecen atarli gece holiganlarini, modifiye arabalari duyabilirim diyorum. Ama ugultu bastiriyor, hicbir sey duyamiyorum. Sehrin sessizligini bile dinleyemiyorum. Cildiricam. Ve o anda geliyor. Bilkentteki senliklerden alkollu cikmis bir grup genci dusunuyorum, olmek istedigini soylerek kendini hareket halindeki aractan atan sarhos kiz geliyor aklima. Onun hakkinda bir suru gorus bildirdigimiz geceye takiliyorum bir sure. Acaba akli basinda miydi, hakikaten olmek istiyor muydu yoksa arkadaslarinin onu durdurmasi icin, fark etmesi icin, ona kendisini degerli hissettirmeleri icin mi cabaliyordu? Kafasi yere carptigi anda nasil buyuk bir hata yaptigini anlayarak pisman mi oldu yoksa oh be, sonunda diye dusunerek icine yayilan ferahligin tadini mi cikardi? Sonra onume bakiyorum, altimda 5 kat var sanirim, yan bahceye dusebilirim kendimi biraksam. Kazayla duserek olen arkadasimi hatirliyorum. O da alkolluydu, ben de alkolluyum. Her an bu kaza basima gelebilir, daha da onemlisi, her an kendimi atmaya karar verebilir ve hayatimi sonlandirabilirim. Sartre'in bahsettigi ucurumun kenarinda duran ve her an kendini asagi atmaya karar vererek kendi olum fermanini verme gucune sahip olan insanin Angst'i geliyor aklima. Tam olarak da hissetigim tuhaf ve sebepsiz avucici terlemesi, kalp atislarinin siklasmasi ve soguk terler, tarif edilen Angst'in vucucumda vuku bulmus hali olmali diye dusunuyorum. Etrafima bakiyorum, ve gercege donuyorum.
- Karsimda, liseden yakin bir arkadasima asik oldugu icin ve arkadasim da ona karsi koyamadigi icin halihazirda bir baskasiyla surmekte olan iliskisini tehdit eden kisi olarak tanidigim bir cocuk var. Yaninda da dokuz yasimdan beri en yakin arkadasim olan bir baska arkadasim; oturuyorlar, oturuyoruz. Bir takim tesadufler sonucu ikisi cok yakin arkadas olmus, oyle ki ben Ankara'dayken onlar kendi tarihlerini, rituellerini, espirilerini yaratmislar. Creed'i sevdiklerini haykiriyorlar, biliyoruz diyorlar utanc verici ama cok iyiler. Ve lisedeyken bizi formalarimizla iceri alan ve bize pert olana kadar alkol dayiyan izbe barda oturuyoruz, cunku baska bir yerde yer yok. Djden Creed istiyorlar ve calan sarkiya bagira bagira, sarmas dolas eslik ediyorlar. Ayni sarki, benim ilk aldigim cdlerden birinin takili oldugu discmanimde, on iki yasindaki kulaklarimda bagira bagira calmaya basliyor es zamanli olarak. Bir ust maddede bahsettigim, olen arkadasim, ayni zamanda ilk sevgilimdi ve o sarkiyi dinlerken ondan yeni ayrilmistim. Kizgindim ve sadece sevgilim degil ayni zamanda sirdasim oldugu ve onu kaybetmek ayni zamanda cok yakin bir arkadasimi kaybetmek anlamina geldigi icin, bana yalan soyledigi, beni tam anlamiyla istemedigi icin ondan nefret ediyordum. Kendimi de cok sevdigim soylenemezdi. Cdyi defalarca kez bastan sona dinlerken, Bodrum'daki evimizde, sabaha karsi acik pencereden eserek tum vucudumu urperten sabah ruzgarini tenimde duyumsuyorum. Benim sarkim, ilk sevgilimi kaybetmemin sarkisi simdi en yakin arkadasimi baska hayatlara, baska arkadasliklara, baska bir gerceklige kaybetmemin sarkisina donusuyor yavasca. Onun benden habersiz benim sarkima benden ne kadar da ayri bir dunya, ne kadar da farkli bir anlam yukledigini fark ederken, hala gorusuyor olsak da aramiza ne kadar cok senenin, bilmedigim olaylarin, yaninda olamadigim kotu ve iyi zamanlarin girdigini acik ve net bir sekilde gorebiliyorum. Kimbilir kendimce anlam yukledigim ne cok sarki, baska insanlarin, baska hayatlarin, baska hikayelerin sarkisi olmustur diye dusunuyorum, kendimi korkunc bir sekilde aldatilmis hissediyorum. Sonra yanimdaki kiz gulerek tuvalete gitmek icin izin istiyor ve her sey eski haline donuyor.
Bu anlari siklikla ve cesitli siddetlerde yasiyorum. Bundan sonra cetelelerini tutsam guzel olabilir. Bazen, bu epiphanyleri daha dusuk siddette bir kriz aninda tekrar yasiyorum. Bu yazilar o tekrarlarin sansini arttiran bir uygulamaya donusurlerse sevinirim. Sanirim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder