Pazar, Mayıs 08, 2011

Karabasanlastirabildiklerimizdendiniz

Gecen gun su cumleleri ruyamda soyledim kendime: Uyanmak istiyorum, bu bir ruya ve benim uyanmam lazim. Bunu daha once kendime soyledigim cok oldu. Isler ters gitmeye basladiginda mi uyanmaya calisiyorum yoksa ben ruyada oldugumu fark edince mi isler sarpa sariyor ondan asla emin olamiycam sanirim.

ODTU Devrim'de gercek hayatta hic tanismadigim ama sozum ona o ruyada yakin arkadas oldugum birkac insanla beraber oturuyorum. Bunlardan birinin adi S'ye basliyor, Semet mi Samed mi artik neyse, ve aramizda bir seyler oluyor. Fiziksel bir sey olmasa da bu cocugun benimle bir ilgisi oldugunu seziyorum ve bunu kendime soyluyorum: Sanirim bu cocuk bu gece bir seyler olmasini umuyor. Ve bir yere gitme plani yapiliyor, Istanbul'da bu yer diyorum kendi kendime allah allah, nasil gidicez diye soruyorum ama uzun bir yolculuk gormuyorum sonrasinda. Aksine S. basharfli cocukla bir yerler ariyoruz. Sonra ben bacaklarimin inanlmaz derecede pis oldugunu fark ediyorum ve sol kaval kemigimde taze fakat kanamayan uc adet yara izi goruyorum. Bu yaralardan ortadaki digerlerinden daha derin, hatta oyle derin ki kemigim gorunuyor. Bir sure yaralari destikten sonra uzun corap giymem gerektigine karar veriyorum. Eve ugrarim gidince diye dusunuyorum baska caresi yok, anneme de haber vermemistim ama artik gecistiririm bir sekilde. Neyse, yolculuga dair hatirladigim bir goruntu yok. Sonra eve gidiyorum ama ev ahsap duvarli ve cati kati gorunumunde olan, acik mutfaginin hemen ortasinda kocaman bir yemek masasi bulunan ve bu masanin karsisindan yine ahsap merdivenlerle yukarisina cikilan acaip bir mimari duzene sahip. Annemin kahkulleri var ve saci topuz (annem kivircik kisacik sacli bir insandir). Bir adamla beraber yasiyor ama adam kel ve baya yasli, neden bu adamla evlenmis ki diye dusunuyorum o sirada. Adam masanin bana yakin basinda arkasi bana donuk oturuyor ve ne yuzunu donuyor, ne benimle konusuyor. Kalkmadan orada oturmaya devam ediyor. Annem benim gelicegimden habersiz olmasina ragmen gider gitmez kendi sorunlarindan sikintilarindan sanki beni simdi gormemis de ben saatlerdir orada oturuyormusum gibi anlatmaya basliyor kisik ve sikintili bir sesle. Anneme acelem oldugunu soylemeye calisirken giris kapisinin acik kaldigini fark ediyorum. Onunde de yerde epilepsi krizi gecirir gibi yatan, ustunde alabildigine pislenmis beyaz don ve atletten baska bir sey olmayan, kafasi 3 numaraya vurulmus, 10-11 yaslarinda bir erkek cocugu goruyorum. Cocugu gorunce aman be, kapiyi tam kapatmayinca bunlar dolusuyodu eve dogru ya diyorum. Sanki o cocuk zombi-dilenci karisimi, viruslu bir yaratik ve bu yaratiklar tum sehirleri sarmislar; kapimizi siki siki kapamazsak eger bunlari cekmek zorundayiz. Hic bir seye yaramayan bir ev cini gibi ya da goblin gibi evlere yerlesip asalaklik yapiyorlar. Cocugu zar zor ellerinden kollarindan suruklemeye calisarak, olagan ustu bir cabayla disari cikariyorum ve bakiyorum ki kapinin onunde bunlardan bir suru var, yaslari daha genc, daha yasli, kiz-erkek, bir suru! Ac kurtlar gibi bekliyor ve bana bakiyorlar. Yanlarinda da iki tane kopek var. Yavas yavas ve hirlayarak bana yaklasiyorlar. Tam bana saldirip bacagimdaki yaralari disleriyle desmeye basladiklari sirada arkamdaki kapiya ulasip iceri giriyorum. Fakat kapi baska bir apartman dairesinin herhangi bir katina cikiyor ve arkamdan kapaniyor. Bu apartman bol isikli, beyaz, her katindaki genis pencerenin onunde yesil saksi bitkileri bulunan ama yine de eski yapili merdivenleri olan apartmanlardan. Burada bir suru insan var, kimi yukari cikiyor, kimi asagi iniyor, kimi karsidaki daireden cikmis. Iki tane fotr sapkali ve takim elbiseli adamin tuttugu iki kopek var bir de, tam benim onumden geciyorlar. Tasmalilar bu kopekler. Ben, normal hayatta oldugu gibi bu kopeklere sevimlilermis diyerek bakmaya calisiyorum ama az once yasadigim olayin etkisiyle icimdeki korkuyu gizleyemiyorum. Umarim bana saldirmazlar diye dusunurken, kattaki butun insanlar bana bakmaya basliyorlar, hem de sinirli ve sabirsiz bir sekilde. Kopekler hirliyor, insanlar homurdaniyor, hepsi uzerime geliyorlar ve kat uzerime dogru daraliyor sanki.

Uyanmam lazim diyorum. Bu ruya cigrindan cikti.

Bu sahne kayboluyor ve karanlikta kalmis eski bir koridora dusuyorum aniden. Onumden beyaz dizlerine kadar inen, uzun kollu gecelik giymis, elinde de eski bir samdanda ciliz ciliz yanan beyaz bir mum tasiyan kambur bir figur geciyor.

Uyanmam lazim, uyanmaliyim diyorum.

Figurun basi yavas yavas bana donerken birden kendimi onunla burun buruna buluyorum. Yanmis, yolunmus ve koparilmis gibi duran kul rengi saclarinin golgesiyle iyice kararmis kiris kiris (bu kirisiklik yasliliktan degil, sanki avazi ciktigi kadar bagirirken yuzu o formda kalmis yani korkudan taslasmis gibi duruyor) yuzunun, ozellikle agzinin formu bozuluyor, saga dogru cekiliyor sanki. Ama bir yandanda da bana yaklasiyor, kuf kokulu nefesini hissediyorum. O anda tekrar bir kara delige cekiliyormusum gibi bir sesle ve hisle baska bir sahneye cekiliyorum.

Yine karanlik, yine uyanmak istiyorum.

Odami hayal etmeye calisiyorum, karanlik olmasina ragmen detaylari gozumde canlandirmaya calisiyorum. Simdi gozlerimi acicam ve bunlari gorucem diyorum. Ama olmuyor. Bir daha cekiliyorum kara delige.

Ve uyaniyorum.

Uykuya dalmamin ardindan sadece yarim saat gectigini ogreniyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder