Perşembe, Şubat 24, 2011

Second Draft

Her ayin ucuncu haftasinin persembesi burada bulusuyorlardi. Saat yediye iki kala, adam, kapiyi iki kez tiklatiyordu.
I.
Hep ayni saatte gelmesi onemliydi, ilk konusmalarinda boyle tembih etmisti kadin. “Iki dakika boyunca kapiyi acmazsam gideceksin” demisti; kadinin gelip gelmeyecegi bir sirdi ve eger adam gorevlerini eksiksiz yerine getirmezse iceri alinmayacakti: Kapiyi iki kez tiklatmali ve takim elbise giymeliydi, ne olursa olsun iki gun once tras olmus ve sag elinde beyaz bir manolya tutuyor olmaliydi. Her hafta baska bir hikaye anlatmasi da sartti. Hikayeyi adam seciyordu, yazari onemsizdi.
II.
“Beni yillardir taniyorsun” demisti kadin. Adam kabul etmisti, musterilerini memnun etmeyi prensip edinmisti, onlarin isteklerini sorgulamadan eksiksiz yerine getirmesiyle taninirdi. Bu yuzden, kadin ondan bulusmalarinin sonunda kendisini affettigini soylemesini istediginde sasirmadi. Ona merhamet duyarak, sesi titreyerek “Seni affediyorum” dedi, ve gozlerinden suzulen yaslari omzuna bastirarak kadinin kokusunu icine cekti.
III.
Bu oda, bu otel odasi; gecen ay bugun burada, bu yatakta deliler gibi sevisen, duvarlara parmak izlerini, carsaflara bedensel sivilarini birakanlar onlar degilmisler gibi, bu odaya daha once hicbir canli ayak basmamis gibi duzeltilmis oluyordu. Basuclarinda duran, kirmizi kurdelaya baglanmis altin kaplamali, ortasinda sekilsiz bir cicek tasviri bulunan anahtar ve muzik kutusu haric. Onlar hep oradaydi. Onlar yokken odanin her kosesini yenileyen gorunmez parmaklar, ikisini de milimetre kaydirmadan hep ayni yere koymayi asla ihmal etmiyordu; komidinin uzerindeki telefon ve gece lambasinin hemen yanina. Bu da kadinin tuhaf zevklerinden biri olmaliydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder