Ben degisime inaniyorum. Degismek istiyorum. Daha guzel yarinlara ve bastan sona mutlu bir hayata inanmadigim kadar buna inaniyorum hem de. Insanlar degisemez, yedisinde neyse yetmisinde de odur derler ya. Ben degistim, ve mumkunse yetmisimde bambaska bir insan olmayi seciyorum.
Hani insanlar degisir ya, hamurunda degisim olanlar yapabilir aslinda bunu ancak, degismekten korkmayanlar ya da ne bileyim, gozleri acik olanlar, daha genis bir pencereden dunyaya bakanlar. Mesela benim annem, elli senesini hayat hakkinda pek kafa yormayarak gecirmis. Guvenli dunyasindan cikip 'dunya evi'ne adim attiginda hicbir sey degismeyecek sanmis, kocasi babasi olacak, onu ne olursa olsun sevecek sanmis. Oyle olmamis elbet, annem degismesi gerektigini gorememis, dunyasinin degistigini anlayamamis. Sonra beni dogurmus, iyi ki de dogurmus mu orasini bilemem. Benimle ne kadar gururlansa da ona yapamadiklarini gosteren bir kaynak oldum coklukla. Mesela hayatinda hic gezip tozmamis annem, hep ayni yerlere gidip, hep ayni parfumu kullanmis, hep ayni espirilere gulmus. Gittigim gordugum yerlere, yasadiklarima hayranlikla karisik bir kiskanclik besledigini gorebiliyorum. Ben her seyi erteledim, hic kendimi dusunmedim diyor. Oysa ki onun dunyasi boyle genis degilmis ki. Keske bunu anlasa da gozlerindeki o kaybetmis, saskin goruntu gitse yerini huzura biraksa.
Sonra babam, babam beni hicbir zaman sevemedi. Bazilarina gore babam cok iyi bir insan, iyidir de belki bilemem. Ama kendi babasini 10 yasindayken kaybetmesi onda ciddi bir hasar birakmis. Ne babalik yapmayi bilebildi ne kocalik annemin deyimiyle. Ben bilemem bunlari. Ben dogdugumda kiz oldugum icin hayal kirikligina ugradigini, cekecegi zorluklari dusundugumden uzuluyorum dedigini biliyorum. Ya da ben bana alti yasinda karanliktan korktugum icin annemle uyumak istedigimde bana tokat attigini biliyorum mesela. Karanlikta o film izlerken kablolara takilip dustum diye at gibisin kizim diye kizdigini hatirliyorum. Bana orospu deyisini, benden bir bok olmayacagini bana sik sik hatirlattigini biliyorum. Iyi bir adam diyenler bunlari duysa olur oyle yapar baba kizina derler, baba sevgisini gostermez, babalar kizlarini kiskanir derler. Belki de oyledir. Ben bir babanin kizini nasil sevdigini anlayamadim, benimki bende sevecek bir sey bulamadi belki. Haksiz sayilmaz; ben de o olsam, beni sevmeyebilirdim. Sonra bana bir kere beni sevdigini soyledi, sesi titredi. Sanki, seni sevmek isterdim ama olmuyor be kizim der gibiydi. Anliyorum baba dedim, biliyorum dedim. Onu suclamiyorum. Agzina yapismis bir cumlesi vardir; benim babam olsaydi ben bugun oldugum insan olamazdim cunku beni kisitlardi, bu yuzden ben de kizimi kisitlamiyorum. Ama iste oyle degil, babam bugun yasayamadiklarimin ve asla geri donmeyecek gunlerin benden sonraki ilk sorumlusudur. Buna kendisi inaniyor mu bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum. Bazen ben oldugumu, Asli oldugumu unutuyorum ve bir evlat, bir abla, bir ogrenci olarak bakiyorum kendime. Hep oyle cok eksigim var ki, oyle buyuk, geri dondurulemez hatalar yapmisim ki, kendimden nefret ediyorum, Bu kadar da acizlik olmaz ki diyorum. Butun olmak istemedigim seyleri bir bir kendimde goruyorum. Ama sonra Asli olmak geri geliyor, baskalarina olan yerine getirilmemis sorumluluklarin altinda ezilmekten vazgec ve bugunku sorumluluklarina, kendine ve hayatina karsi olanlara yogunlas diyorum. Cogunlukla ise yaramiyor, ama olsun.
Hepimiz ayni boktan hayatlarin icine sikismis yasayip gidiyoruz. Genc oldugumuz surece biraz umut var, yaslilikla beraber o da gidiyor. Yapmak istedigim cok sey var. Ama neden? Bunlari neden yapmak istiyorum? Yaslandigimda cok cooldum ben sunu bunu yaptim demek icin mi? Hic beklemedigim bir anda olup gidersem arkamdan bu kizcagiz da sunu bunu yapti, cok cooldu, cok tatliydi, olmeseydi iyiydi falan diye anlatsinlar diye mi? Yoksa sadece canli oldugum icin mi? Cunku hayatta olmak istemek arzu etmek demek oldugu icin mi Blanche'in dedigi gibi? [biraz Tenessee Williams bulasti buraya]
On yedi yasinda asik oldum ben. Londra'da yasiyordu o, ve ben muhtemelen onun icin bir yazlik eglenceydim. Ilk kez hayatimda birini sevdim o zaman, ilk kez. Bir baskasini oyle sevebilir miyim bilmiyorum. Cokluk azlik, ah o cok baskaydi degil. Bir daha ben o ben olamam, ondan. Neden oyle sevdim onu da bilmiyorum. Hic bitmeyecek sandim heralde. Filmlerde gorduklerim, kitaplarda okuduklarim yalan degilmis dedim kendi kendime. Gozyaslarimi open, beni sevdigini, bana asik oldugunu soyleyen biri oldu diye olumsuzum sandim, artik beni kimse yenemez sandim. Butun sarkilar anlamliydi, ah bugune kadar askla ilgili soylenmis her sey oyle dogruydu ki. Ben de yasiyordum iste, renkler daha canliydi sanki, her sey daha tatliydi. Hem de hicbir sey yasadiklarimi tarif etmeye yetmiyordu. Iste bunlari dusunuyordum Londra'nin orta yerinde bir parkta cimlere sirtustu uzanmis yaz rengi gokyuzunu izlerken. Kulaklarimda Coldplay caliyordu, diskmandeki CDden geliyordu ses. Biraz cizirdiyordu. Iste o cimlerde tek basima yatarken annemi de babami da Tanri'yi da affettim benim yanimda olmadiklari icin, mukemmel olmadiklari icin ve beni sevmedikleri icin. Dunyanin bana sundugu tum guzelliklere sukrettim. Bogazimdaki dugum kalkip gidiverdi. Ne gecmis vardi, ne gelecek vardi. O an, upuzun bir omurdu, benim omrum o gun baslamisti ve hic bitmeyecekti, sonu yoktu. Mutlulukla ve askla doluydu. Sanirim o anda olsem, olmeden once sunlari soylerdim: Bundan daha mutlu olmam mumkun degil, bundan sonra ancak kirlenebilirim ve asla daha genc olamam.
Cok agladim o yilin noelini takip eden aylarda, yillarda. Kimse olmedi ya dediler bana hep, ozellikle de annem. Hayatta neler oluyor, sen neye agliyorsun dedi hep. Simdilerde anliyorum ki, kimse olmedi, olmedi ama icimdeki masumiyet, iyiye ve guzele olan inanc, ask, genclik, hepsi beraber o gun olduler. Dirilmeleri imkansiz. Oysa ki olum hayatin kendisi kadar siradandir. Ben kendi erken gelen olumume agliyordum, diger olumlerin habercisi olan ilk atisa. Hayati o gun sevdigim kadar sevmem artik mumkun degil. Artik her sey yapay geliyor. Mutluluga ufak kacamak bakislar attigim zamanlar oluyor, olmuyor dersem yalan olur. Cunku daha sonra, seneler sonra beni cok seven, beni her seye ragmen cok seven biriyle karsilasabilecek kadar sansliydim. Hatta, sanirim beni ilk kez birisi gercekten seviyor. Evet, ilk kez. Ve muhtemelen ben de ilk kez seviyorum birini. Bu sefer gozlerim kamasmis degil sonsuzluk, olumsuzluk ve bitmeyen bir ask hayaliyle. Ama bu sefer hicbir sey, gercek olamayacak kadar guzel de degil, cunku her sey gercek. Bu benim icin daha degerli. Gozlerim kor, algilarim kapali degil. Her sey, et gibi kemik gibi gercek. Ve ben, artik o gun o cimlerde yatan kiz olmadigim icin gercegi tercih ederim.
Bu yazinin bir konusu ya da anlatmak istedigi bir sey yok. Adi uzerinde, yeraltimdan notlar. Bu yazi benim geceleri yatmadan once kendimle ettigim kavgalarda aklimdan gecenleri iceriyor. Arasira aklimdan gecenleri yaziya gecirip varolduklari yeri degistirmekte, aklimdan kagida almakta yarar var diye dusunuyorum. Cunku ben aslinda hic depresif bir insan degilim, yani disaridan bakildiginda. Icimde devamli beni yiyip bitiren dusunceler de ucusmuyor, arada geliyorlar aklimda. Hepsi de bu ve benzeri konulara yogunlasip kendime duydugum yogun sevgisizlikle sonuclaniyor. Ben boyle bir insan olmak istemiyorum iste, degismek istiyorum. Degisime inaniyorum, surekliligi olan tek sey degisim ne de olsa. O yuzden iste, bunlardan kurtulmak icin yaziyorum.Umarim donup bir daha okumam da. Sen de okumazsin. Beni sonsuza kadar iyilikle hatirlasin isterim herkes.
Sonsuza kadar derken, iste; kendi sonlarimiza kadar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder