Çarşamba, Aralık 07, 2011

Merhaba Dunya I


Su anda, topraklari kirmizi, agaclari bizimkilerden farkli bir memleketteyim. Gunes yakiyor tenlerimizi, ustelik kisin son gunlerindeyiz hala. Buranin insanlari, sabah kahvalti etmiyorlar, ogle yemegi ise neredeyse tek ogunleri, ve cok onemli. Babalar anneler isten eve gelip beraber oglen yemegi yemeyi tercih ediyorlar mesela. Yolda kaza gorduler mi arabalarini birakip gidip yaralinin basinda dikilip izliyorlar. Genci yaslisi, sismani zayifi, ayirt etmeden hepsinin kalcasi buyuk ve kalkik. Cogu insanin gobegi var. Brezilya cogu seyi oldugu gibi kiyafetlerini de kendi uretiyor. 90larin basindan kalma moda aliskanliklari bu yuzden olabilir. Bu tur gozlemler bizlere ait gerci, onlar bu kadar materyal bakmiyorlar konulara. Herkes herkesle iyi arkadas olabilir, herkes birbirine iltifatlar eder ve iyilikler yapar. Ufacik bir hediyeyle mutlu olurlar. Haftasonlarini arkadaslariyla yemek yiyip, sarki soyleyip dans ederek gecirirler. Butun cocuklar da bos zamanlarinda futbol oynuyor, bu kadar futbolcu cikmasina sasirmamak lazim. Evde calisan kadinlarindan sokaklaridaki polislerine kadar, inaniyorum ki bir gun kesfedilecek Brezilyalilarin da Turk oldugu.
Olur da bir gun buralara gelirseniz, aksamlari yolculuk ettiginiz otobuslerin inanilmaz rahat oldugunu soylemeliyim. Dilinizi anlamamalari sizinle muhabbet edip gulup eglenmekten de alikoymaz onlari, en kotu biranizi tazelerler. Bardaklar sonuna kadar doldurulmaz burada, yemekler de bir kerede konmaz. Az az alir, bittikce tazelersiniz. Hele biraniz, icinde bir yudum kalmis bardaginizi gorduler mi hemen doldururlar bir miktar.
Parana, guney eyaletlerinden biri Brezilya’nin, Beltrao diye kucuk bir sehrine geldim ben de. Bir iki gun burada kalip, bu eyaletin en buyuk ikinci sehri, ulkenin de en cok turist ceken ikinci sehri olan Foz do Igacu’ya gectik. Beltrao’da, ilk gunumde, buralarda yasayan bir kizla beraber disari ciktik. Once bir mekana gittik, baya bildigin barlarin, restaurantlarin masalari sandalyeleri hep plastik burda. Hem de o kadar ince plastik ki sandalyeler kirilmasin diye ust uste koyuyorlar. Bir sise Cachasa (bunlarin rakisi gibi bir sey, kolayla karistirip bir sise ictik 3-4 kisi) bitirdikten sonra, kalkip sokakta icmeye gectik. Eline siseyi geciren sevgilim gecenin sonunda epey bir sarhos olmus, kendisi kadar sarhos olan bir diger Beltrao’lu gencle kol kola, kah birinin basi digerinin omzunda, kah omuz omuza birbirlerine destek olarak daireler ciziyor, arda kalan zamanlarinda da birbirlerine I love you man, you are my best friend diyorlardi. Ayni gece, oturdugumuz yerde yanimiza beyaz bir araba cekti. Bir kac dakika sonra, devriye gezen polis arabasi onumuzde durarak ellerimizi basimiza koymamizi emretti. Cikip hepimizi aradilar, kimliklerimize baktilar. Epey bir gerildi ortam, orali gencler bile boyle bir seyi ilk kez yasiyorlardi. Sonradan anlasildi ki, yanimiza ceken beyaz araba yaris icin modifiye edilmis bir arabaymis, surucusu de polis gelince saklanmis, arabadan cikmak istememis. Biz de onlarlayiz sanilmis. Araba cekilene kadar ortamda gerginlik surdu. Arabanin cekilmesi de cok uzun surdu. Butun bu olaylarda sevgilimin ve en yakin arkadasinin (bu arada en yakin arkadas dis telleri takan bir Steven Wilson’di adeta) sungusu dustu, hadi artik bitsin bunlar diye sayiklayarak baslarini kollarina gomup oturdular. Sonraki gunlerde yaninda kaldigim aileyle guzel bir kir evine gittim. 7 yasindaki minik kardesim Maria’yla cok guzel zamanlar gecirdik, uno oynadik, televizyon seyrettik. Dunyanin en sicak kanli ve en sevecen 7 yasindaki kizi olabilir kendisi. Burada da ickiler durmadan tazelendi, barbekude yapilmis kocaman etler atesten cikarilip tabagimiza kesilip kondu, gitarlar cikarildi sarkilar kitaptan bakilarak hep beraber soylendi. Daha sonrasinda Foz do Iguacu’ya gectik, oradaki tum aktivitelerimiz planlanmisti ve bizi 60 yaslarinda iki dul teyze gezdiriyordu. Bu insanlardan hicbirinin daha once yabanci dil konusan bir insan gormus oldugunu pek sanmiyorum. Ingilizce konusmak bir yana, Ingilizce bir kelime bile bilmiyorlardi. Bu gunlerde bol bol fotograf cektim.
Simdi de Beltrao’ya donup bir iki gun burada gecirip buradakilerle vedalastiktan sonra asil gezimize basliyoruz. Buradan, bizim buraya gelmemizi saglayan exchange programinin basindaki amcanin yazlik evine gececegiz. Birkac gun orada kalip denize girdikten sonra bu eyaletin en buyuk sehri olan Curritiba’ya gidiyoruz, oradan da Buenos Aires’e ucuyoruz. Buenos Aires’te 4 gun kaldiktan sonra da direk Rio’ya ucacagiz. Oradan da Sao Paulo’ya gecip, bir haftaya yakin kaldiktan sonra vatana donus yapiyoruz. Gezimizden haberi olan herkesin dilinden dusmeyen sey Rio’nun ne kadar tehlikeli oldugu. Fotograf makineni fazla ortalikta dolastirma, turist oldugunu belli etme, kaybolursan kimseye yol sorma gibi uyarilar havalarda ucusuyor. Bu yetmezmis gibi, bir iki gun once Rio’da City of God’dan firlamis bir cetenin taramalilarla 5 yildizli bir otele girmesi, polise ve vatandaslara ates acmasi, oteldekileri rehin almasi ve bir kisiyi oldurmesi gibi bir olay yasandi, tum haberlerde flas flas flas seklinde goruntulendi. Ama olsun, viva la macera! Daha cocukken sirt cantamdan telefonumun calindigi bir sehirde yasiyorum ben de, annemin babamin kac kez neleri calindi diyemedim tabi, Portekizce konusmadigim icin. Ama tabi ki bu kadar ekstrem degil bizde mevzular. Iste boyle. simdiden heralde Portekizce kelime haznem 50 olmustur, belki de daha fazla. Rio’da Copacabana’da Brezilya’yi Brezilya yapan karpuz kalcali zenci kirmasi genc kizlari fotograflayacak ve Turk gencleriyle paylasacagim.
Bir sonraki yazima kadar saglicakla kalin. Yuzlerce fotografla geri donecegim.
not: Eski yazilardan Merhaba Dunya II'nin ansestoru bu yazi aslinda, cesitli talihsizlikler sonucu silinmisti. Buldum, koydum yerine.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder